Yüzbinlerce “terörist” yaratan rejim, yeni binlerce “etki ajanı” yaratacak

Hükümetin gündeme getirdiği “etki ajanlığı” düzenlemesinin içeriğini, dünyadaki benzer örneklerini, yasalaştığı takdirde etkilerini, insan hakları hukukçusu Avukat Erdal Doğan ile konuştuk.

  • AKP, 9. Yargı Paketi’ni ay sonunda veya Haziran ayı başında Meclis’e sunmayı planlıyor. Taslak pakette kamuoyunda “etki ajanlığı” olarak isimlendirilen bir düzenleme var, bunun içeriği nedir?

Kamuoyuna yansıyan, daha doğrusu haber sitelerine sızmış taslağa göre “Diğer Faaliyetler” başlığı altında Türk Ceza Kanunu’na (TCK) 339/A ismiyle yeni bir suç ekleniyor. Bu suç, Kanun’un casusluk suçlarının düzenlendiği kısmına eklenecek.

Suçun temel hâlinin tanımlandığı ilk fıkranın aşağıdaki şekilde olacağı belirtilmekte:

Madde 339/A- (1) Bu bölümde düzenlenen suçları oluşturmamak kaydıyla, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları aleyhine yabancı bir devlet veya organizasyonun stratejik çıkarları veya talimatı doğrultusunda;

a) Türk vatandaşları veya kurum ve kuruluşları ya da Türkiye’de bulunan yabancılar hakkında araştırma yapan veya yaptıranlar,

b) Türkiye’de suç işleyenler hakkında, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası verilir. Fiilin, bu bölümde düzenlenen suçlar dışında başka bir suç oluşturması halinde hem bu suçtan hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur.”

Taslağın gerekçesi şöyle:

“Bu kapsamda iktisadi, mali, askeri, milli savunma, kamu sağlığı, kamu güvenliği, kamu düzeni, teknolojik, kültürel, ulaştırma, haberleşme, siber alan, kritik altyapılar ve enerji gibi diğer yararlar da Devletin iç veya dış siyasal yararları kavramı içinde kabul edilecektir. Dolayısıyla bu gibi yararlar aleyhine gerçekleştirilen faaliyetler de suçun konusunu oluşturabilecektir”.

  • Düzenlemenin sınırları belli mi yoksa her türlü keyfiliğe açık mı?

Hâlihazırda casusluk suçlarının tanımlandığı TCK madde 326’da “devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına” ifadesi geçiyor. Madde gerekçesine göre “ekonomik, kültürel ve benzeri nitelikteki yararlar” devletin siyasal yararları arasında değil.

TCK 326. madde ilk çıktığında, “devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına” tanımı çok tartışıldı. Kamuoyunda birçok kişi ve kuruluş bu suç isnadı ile linç ettirilip sonra başka suç isnatları ile yargılanarak ya beraat ettirildi ya da cezalandırıldı. Şimdi devletin bu “ekonomik, kültürel ve benzeri nitelikteki yararlar” kavramı, belirsizlik halini daha da arttıracaktır. Daha çok kesim ve kişiyi zanlı olarak hedef haline getirecektir.

  • Etki ajanlığı düzenlemesinde Putin Rusya’sı örnek alınmış olabilir mi, bu konuda benzerlikler nelerdir?

Benzer bir yasa Rusya’da 2012’de, “Yabancı Etki Altındaki Kişilerin Faaliyetlerinin Kontrolüne İlişkin Yasa”, olarak yürürlüğe girdi. 1 Aralık 2022 itibarıyla kapsamı ve öngördüğü rejim genişletildi. Rusya’da yabancı ajan şu şekilde tanımlanıyor: “Bir kişi, yabancı bir devletten destek alırsa ya da yabancı etki altında Rusya Federasyonu’nun askeri veya askeri /teknik faaliyetleri hakkında bilgi toplamak ya da belirsiz sayıda kişi için ileti ve bilgi yaymak amacıyla Rusya’da politik faaliyette bulunursa, yabancı ajandır.  Bu tanıma uyan gerçek kişiler, tüzel kişiler ve hatta tüzel kişiliği haiz olmayan oluşumlar, yabancı ajan statüsündedir.”

  • Benzer düzenlemelerin ABD, İngiltere, Avustralya, Gürcistan gibi ülkelerde yürürlükte olduğu ya da yürürlüğe girmek üzere olduğu biliniyor. Söz konusu ülkelerdeki düzenlemelerin kapsamı nedir, bizde yapılmak istenenle benzerlikleri farklılıkları nelerdir?

Gürcistan’da ve Bosna Sırp Cumhuriyeti’nde hâlihazırda yabancı etkiye karşı hazırlanmış, büyük ölçüde tartışmaya neden olan yasa tasarıları mevcut. Özellikle Gürcistan’da bu konu ciddi ölçüde bir tartışmaya sebebiyet verdi. Geçen yıl Gürcü Hükûmeti, “yabancı güçlerin çıkarlarını gözetenlere” karşı bir yasa tasarısı hazırladı, ama bilhassa başkent Tiflis’te büyük protestolarla karşılaştı. Protestolara rağmen tasarı geçen hafta parlamentoda onaylandı, ama Cumhurbaşkanı veto etti, yani henüz yasalaşmadı.

Amerika Birleşik Devletleri’nde “Yabancı Ajanlar Kayıt Kanunu (Foreign Agents Registration Act – FARA)” mevcut ve yabancı etki altındaki kişilerin kamuya açık bir sicile kaydolmalarını zorunlu tutuyor. Kayıt yükümlülüğüne uymayanlar için cezai sorumluluk var. Ama ABD’deki yasa, tartışma konusu olan 9. yargı paketindeki taslaktan farklı.

Yine İngiltere’de “Ulusal Güvenlik Kanunu 2023 (National Security Act)” ile “Yabancı Müdahale (Foreign Interference)” kavramıyla ihdas edilen suç tipleri ile seçim suçlarının yabancı müdahale ile işlenmesi durumunda artırılan cezalar söz konusu. Yine aynı şekilde İngiltere’den önce Avustralya’da kabul edilen bu şekilde bir yasa var. Bu yasalar da bizde geçirilmek istenen yasa taslağından farklı.

Avrupa Birliği ülkelerinde, yabancı müdahaleye ilişkin, bilhassa seçimlere müdahale ve dış kaynaklı fonların kamuoyuna etkilerinin şeffaflaştırılmasına dair düzenlemeler var. Bu düzenlemeler de Türkiye’de geçirilmek istenen ceza yasa maddesi ile karıştırılmamalıdır.

Türkiye’de geçirilmek istenen “Etki Ajanlığı” suç kavramı, Rusya’da hâlen uygulanan yasaya yakın ama daha ucu açık, belirsiz kavramlar içeriyor. Türkiye’deki yasa taslağı; Avrasyacı grupların ulusalcı, milliyetçi olmayan gruplara -ki bunlar da kendi aralarında homojen bir grup değil, birbirlerinin hedefi olabilen gruplar- onlarca yıldır yakıştırdıkları “Bunlar Batının Etki Ajanlarıdır” söylem ve ideolojik yaklaşımına uygun bir yasa taslağı.

  • Düzenleme bir “cadı avına” dönüşebilir mi? Düzenlemenin amacı ajan yakalamak mı, yoksa kendinden olmayanı baskıyla susturmak mı?

Mesela “ekonomik, kültürel ve benzeri nitelikteki yararlar” vurgusu şuna yol açacak: Erdoğan ve hükümetlerinin ideolojik olarak yerleştirmeye çalıştıkları “Millilik” kavramına ters düşen kültürel, ekonomik ve bilimsel araştırmalar yapan kesimlerin hepsi bu etki ajanlığı suçlamasıyla karşı karşıya kalacak.

18 Nisan 2007 tarihinde Malatya’da 3 Hıristiyan işkence ile katledildi. Katledilmeden önce aylarca hedef gösterildiler, hatta hedefler arasında ajanlık linçleri de vardı, yetmedi jandarma ve polis istihbaratı bu türden suç işliyor şeklinde takibata uğradılar ve sonrasında 5 kişi tarafından katledildiler. Yetmedi katledildikten sonra kurbanlar ajan olarak kamuoyuna sunulmak istendi.

Kamuoyunda Büyükada Davası olarak bilinen olayda, insan hakları savunucuları aylarca casus, ajan diye kamuoyuna sunuldular ve tutuklandılar. Korkunç linç edildiler. Tüm soruşturma ve davalardan takipsizlik ve beraat etmelerine rağmen, en üst siyasi makamlardan ve hükümet yandaşı medyadan bu linç, karalama, itibarsızlaştırma yapıldı. Aylarca özgürlüklerinden yoksunluk kaldılar, ama bir özür bile dilenmedi.

Aynı şekilde tümüyle asılsız suçlamalarla hakkında ceza verilen ve halen özgürlüğünden yoksun Osman Kavala, en üst siyasi makamlardan ve medyasına kadar aynı tek sesli koro tarafından ajanlıkla suçlandı ve linç edildi. Ajanlık suçlamasından Beraat etti, ama kendisine haksız ceza verilerek özgürlüğünden yoksun bırakılması için bu isnat yakıştırması ile linç ve dezenformasyonla, kamuoyunda masumiyet karinesinin canına okundu.

  • Yasa geçerse, hukuk sistemimiz ne hâle gelecek?

Bu yasa geçerse durum daha vahim hâle gelecektir. Çünkü zaten Türkiye’de evrensel insan hakları hukuk standartları ve içtihatlarının yerleştirilmesi hususu hayati öneme haizdi, hukukçuların ve demokratik toplum özlemi olan tüm kesimlerin biricik amacıydı.

Ak Parti ilk hükümet döneminde bu yönde adımlar atmasına rağmen son hükümetleri döneminde geçmişten daha kötü bir hukuk norm belirsizliği pratiği yarattı. Tüm temel hukuk kaidelerini, norm hiyerarşisini ve yargısal içtihatları tarumar etti.

Düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda kendi ilk döneminde getirmiş olduğu açıklık, belirlilik kurallarını geçmişten daha kötü bir belirsizliğe itti. Siyasi ve yargı pratiği ile temel hukuk zeminini boşalttı.

Bu zemini önce tekrar eski hale getirecek, sonrasında daha evrensel standartlara taşıyacak ne bir siyasi iradeyi ne de yargısal inşa ve iradeyi şu anda görmekteyiz.

İnsan haklarının “milliliği” olmaz, evrenseldir, herkese eşit ve adil uygulanmak zorundadır. Mevcut Anayasa’da bile bu hedefleri gerçekleştirmek için norm pusulaları vardır. Aynı şekilde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temel haklar ve özgürlükler alanında imzalamış olduğu uluslararası sözleşmeler vardır.

Bu pusuladan hızla uzaklaşılma tehlikesine karşı yapılacak her türlü düşünsel faaliyetlerin, araştırmaların, toplantı ve gösterilerin, bunların kamuoyuna sunulmasının, duyurulmasının etki ajanlığı suçlaması ile karşı karşıya gelme potansiyeli vardır.

Aynı şekilde halkın gerçekleri öğrenmesi için birer kamusal faaliyet gösteren yazılı, görsel, işitsel ve dijital tüm haber kanalları ve hatta sosyal medya hesaplarının bu suç isnadının hedefleri arasında olması kuvvetle muhtemeldir.

Yine aynı şekilde Türkiye’nin de ekonomik katkı sunduğu AB’nin ekonomik fonları veya benzer fonlardan destek alarak sivil toplumun geliştirilmesi veya şeffaflaştırılması yönünde faaliyet gösteren tüm sivil toplum kuruluşlarının, olası böyle bir yasanın hedefi haline gelme potansiyeli vardır.

Evrensel hukuki teknik standartlarını ve pusulasını henüz oluşturmadan yitirmiş Türkiye’de, böyle bir yasal düzenleme, mevcut durumu daha vahim hale getirecektir. Çünkü mevcut durumda yüzbinlerce “terörist” yaratan siyasal ve yargısal rejim, bunlara ek olarak yeni binlerce veya onbinlerce “etki ajanı” yaratacaktır. Düşüncenin ifadesinin ve örgütlenmesinin yanında, demokratik toplum inşasının canına okunacaktır.

  • Teşekkür ederiz.

Yazar

You May Also Like

Biz kimiz?

Enternasyonal Dayanışma, işçi sınıfının kolektif ve kitlesel mücadelesiyle dünyanın daha eşit, adil ve özgür bir yere dönüşeceğini savunan…