Türkiye siyaseti-1: CHP’nin başarısı… (Sinan Aldoğan)

Seçim, CHP yönetimi dahil hiç kimsenin öngöremediği bir şekilde sonuçlandı. Özgür Özel, yüzde 25’lik cam tavanı kırmayı hedefe koyarken, yüzde 37,8 oyla cam tavan tuzla buz oldu. Bu, CHP için mutlu bir sürprizdi ve CHP’nin birinci parti olması demekti. İkinci parti koltuğuna yerleşen AKP de yenilginin şaşkınlığını yaşadı. Bu, AKP için hüzün veren bir sürprizdi.

CHP’nin seçim başarısını sağ kanattan yorumlayanlar, bu başarıda Kemal Kılıçdaroğlu’nun büyük rolü olduğunu söyledi. Hatta başarının asıl sahibi olarak Kılıçdaroğlu’nu ilan etti. Değil mi ki böyle düşünenler var, geçen başkanlık seçimlerini hatırlamak farz oldu. Deniliyor ki O, “helalleşme” ile “altılı masayla” başarının zeminini hazırlamıştır. Altı birbirine benzemezi bir araya getirmek nasıl ince ve bilge stratejidir! Nasıl bir derviş sabrıdır! Peki hakikat bu mu?

Helalleşme denilen şey, birtakım muhafazakâr siyasi figüre koltuk ikram etmekle somutlaştı. Bu siyasi figürler, kendi mahallelerinde etkisini kaybetmiş unsurlar olmanın ötesine geçmedi. Bunların muhafazakâr çevrede hiçbir kayda değer etkisi olmadı. Bu zavallı stratejinin en trajik sonucu, Latif Şener oldu. CHP milletvekilliği koltuğunda otururken, Başkanlık seçiminde Kılıçdaroğlu’na değil de eski reisine oy verdiğini açıkladı. Bu stratejinin halk düzeyindeki yansıması ise baş örtülü kadınlara kamera önünde parti rozeti takmak oldu. Ne zavallı bir kasaba politikası!

Öte yandan “altılı masa”yı da hatırlamak gerekiyor: “Altılı masa”yı başarı olarak görenleri anlamak mümkün değil. Bu stratejinin de başarısızlığı seçim sonucuyla mühürlenmiştir. Bu mühür, her türlü başarı çıkarma çabasını, komediye çevirerek boşluğa düşürür. Kendi siyasi hırsını, her şeyin önüne koymuş ve hırsını entrikayla gerçekleştireceğine inanmış Kılıçdaroğlu, yoksul halkın, içerde haksız yere tutulanların bütün beklentilerinin hüsranla sonuçlanmasının müsebbibidir. Kılıçdaroğlu’nu soldan destekleyenler, o kararlarının sağlam bir analizini yapmalıdır. Bu analizde iki şey öne çıkar: İlk olarak; kazanamayacağını görememek siyasi analiz yapmadaki yetersizliği gösterir. (Özer Sencar, Kılıçdaroğlu’nu kazanamayacağı için uyardığını, onun da pişkin bir edayla omuzuna dokunarak yüzde 60 ile alıyorum dediğini söylüyor). Sosyalist sol ve de Kürt siyaseti, Kılıçdaroğlu’nun kazanamayacağını tahlil edebilseydi, bu adaylığı durdurmak için bir basınç oluşturabilirdi.  Bu analiz; sadece bir adayın başarısız olacağını tahmin edebilme becerisi değil, seçmenin eğilimini doğru okuma da olduğundan, önemi çok daha büyüktür.

Siyaset dehalarının bu muazzam stratejisinin bırakınız CHP’nin seçim kazanmada etkili olmasını, asıl kazanç muhtemelen bir sonraki seçimlerde esamesi okunmayacak küçücük partilerin bolca milletvekiliyle Meclise girmesidir. İnce bir strateji varsa bu, küçücük partilerin stratejisidir. İşte Kılıçdaroğlu’na başarı yazanlar da muazzam stratejiyle kazananlar olmalı.

Bir de Kılıçdaroğlu’nun bu dâhiyane stratejisinin stratejistleri onu, Özer karşısında ikinci tura çıkmaya ikna ettiler. İkna etmekle kalmadılar, madara ettiler… Peki madara olmasından halk müteessir mi oldu? Onun trajik yenilgisi karşısında karalar mı bağladı? Böyle olmadığını yerel seçimlerde Özer CHP’sine verdiği oylarla gösterdi. Bu nokta üzerinde düşünülmeye değer.

Şimdi ve artık sosyalistlerin, Kürtlerin, göçmenlerin bu stratejiden akıllarına mıh gibi çakacakları şey, Ümit Özdağ ile imzalanan protokoldür. O protokol ki ne kadar çabalansa da siyasi nezaket sınırlarında kalmayı zora sokuyor. Dervişin abası düşmüş, içine saklanmış hırs ve entrika, abaya saklananın çıplak hakikati olarak sırıtmıştır…

Sinan Aldoğan

Yazar

You May Also Like

Kira krizi derinleşiyor

Ekonomik kriz, konut kiralarını fahiş seviyelere çıkarırken, birçok kiracı açısından mahkemeye taşınan kira davaları da sonuçlanmaya başladı. Tahliye…