Normalleşme bitti mi? – Mehmet Doğan

Bu yazıyı yazmayı ilk planladığımda Kavala davasında yeniden yargılanma talebi kabul edilmemişti ancak Kobane davasının karar duruşması bekleniyordu. Sonrasında yaşanan gelişmeler, yazının başlığındaki soruya bir yanıt oldu.

Normalleşme söylemi, ilk kez 23 Nisan resepsiyonunda Özel ve Erdoğan’ın ayaküstü sohbeti sonrasında Özel’in Erdoğan’dan randevu istemesi ile gündeme geldi.

Başta Abdulkadir Selvi olmak üzere iktidar medyasından isimlerin de Gezi davası tutsaklarının, Kürt siyasetine yönelik saldırıların kaldırılması konusundaki güçlü yazıları toplumda beklentiyi büyüttü.

Gerçi Selvi’nin yazısının hemen akabinde Saray danışmanlarından Mehmet Uçum kendisine sert tepki göstermişti. MHP ise Selvi’ye Silivri yollarını işaret etmişti.

Özgür Özel – Erdoğan toplantısında Özel’in dosyaları şöyleydi:

Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs’ta kutlamalarına kapatılması,

Gezi Davası tutukluları ve hasta tutuklular,

AK Parti’den CHP’ye geçen belediyelerdeki borçlar ve hazır projelerin onaylanması,

Ekonomik kriz ve yüksek enflasyon,

Türkiye’nin dış politikadaki temsili,  

Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay arasında yaşanan tartışmayla başlayan yargı krizi,

En düşük emekli maaşının asgari ücret düzeyine çıkarılması,

Atanamayan öğretmenler.

Bu ikilinin gündeminde yer almasa bile toplumsal beklenti olarak ise Kobane davasında çıkacak karar önemli bir gösterge olacaktı.

Görüşmeden sonra resmi bir açıklama yapılmadı. Haberlerde en çok gördüğümüz şey ise Erdoğan’ın ortada tek bir koltukta otururken Özel’in karşılığı koltuğun boş bırakılması idi. Tabii, bu gündem maddelerinin çok kısa sürede sonuçlarının ortaya çıkacak olması bu konunun geleceğine dair çıkarımlar yapabilmemizi de kolaylaştırdı.

Bir kere baştan ifade etmek gerekir ki dile getirilen normalleşmede ne Kürt sorununa ne de tutsak Kürt siyasetçilerine dair bir başlık vardı. Savaş politikalarının sona erdirilmesi, savaşa ayrılan bütçenin halkın yoksullaşmasını önlemeye harcanması da gündemde değildi.

Yaklaşık 1 – 1,5 aylık bu sürecin sonunda Özgür Özel adına elde edilen tek sonuç, herhalde 28 Şubat post-modern darbesinin sorumlusu paşaların hastalıkları gerekçe gösterilerek affedilmesi oldu. Yine bu süreçte belli ki MHP’nin angajmanı ile normalleşme sürecinin göstergeleri olan konularda bir ara çözüme bile ulaşılamadı.

1 Mayıs’ta bırakın Taksim’de eylem yapılmasını Saraçhane’de bile yoğun polis şiddeti uygulandı. Bugün bile 1 Mayıs’ta gözaltına alınanlardan tutuklananlar bulunuyor.

Kavala davasında yeniden yargılama talebi reddedildi.

Kobane davasında başta Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere Kürt siyasi tutsaklara çok ağır cezalar verildi.

Erdoğan, bu davada verilen kararları en üst perdeden üstlendi. Hatta yıllarca siyaseten kullandığı ama mahkemenin beraat kararı verdiği Yasin Börü meselesini yine tekrarladı.

Yargıtay başkanlığına AYM kararlarına uymayan, AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunan bir kişi seçildi. Hemen ertesinde MHP orijinli olduğu bilinen bir kişi Yargıtay Başsavcılığına atandı. Bu kişi, parti kapatma davalarını yürütecek olan kişidir.

Zaten hemen ertesinde Bahçeli, HDP hakkında açılan kapatma davası ile ilgili demeç verirken DEM Parti’nin de kapatılmasını istedi.

Bu cumartesi 1000. haftasını tamamlayacak olan Cumartesi Anneleri’ne reva görülen saldırı ve gözaltıların görece durmasını bir normalleşme olarak göremiyorum. Anneler, Cumartesi öğlenleri toplanıp birlikte etkinlik yapalım demiyorlar, çay partisi için de buluşmuyorlar. Olabilecek en basit taleplerini dile getirmek için biraradalar. 1. Gözaltında kayıpların durması, 2. Kayıpların akıbetlerinin bulunması, 3. Sorumluların hesap vermesi.

Bu taleplerin yerine getirilmesine yönelik çalışmaları normalleşme diye görebiliriz. Yoksa Cumartesi Anneleri’ne artık saldırılmamasını değil.

Bu ve benzer haberleri çoğaltabiliriz.

Belki o zaman “normalleşme bitti mi?” demeden önce “nedir bu normalleşme?” demeli. Zira iktidarın da ana muhalefetin de normalleşmeye yüklediği anlam ile bizim yüklediğimiz anlamın farklı olduğu anlaşılıyor.

İktidar, 31 Mart seçimlerinde aldığı yenilgiyi atlatabilmek için (öyle ki; saldırgan – ayrımcı dilin oy sağlamadığını düşünüyor) bu kapsamda bir normalleşmeden bahsediyor.

Muhalefet ise yankı odalarından çıkarak daha geniş kesimlere ulaşabilmek için itidalli bir dil ve Erdoğan ile bu görüşmelere anlam yüklüyor.

Benim için normalleşme ise öncelikle ülkenin en temel gündemi olması gereken Kürt meselesinin barışçıl yöntemlerle çözümü, her konuda kendisini gösteren ayrımcılığın son bulması, yükselen ırkçılığın önüne geçilecek politikalara geçiş, siyasallaşmasının şahikasına varan yargının evrensel normlar çizgisine gelmesi diye sayabileceğim, ancak bunlarla sınırlı olmayan bir dizi yapısal değişiklik.

İfade etmeye çalıştığım aslında ülke adına bir normalleşmeden ziyade iktidarın başka, muhalefetin başka anlamlar yüklediği; ancak sabit gelirli milyonlar için, 15 milyonu geçen emekliler için, 20 milyonu bulan Kürtler için, milyonlarca öğrenci, kadın, işçi, göçmen yani bu toplumun %99’u için bir gelecek tahayyülü sunmayan / sunamayan bir süreçti bu iki aylık dönem…

Sözlerimi Ozan Tekin’in enternasyonaldayanışma websitesindeki yazısının son paragrafı ile bitirmek istiyorum:

“Ücretlerin yükselmesi, vergide adaletin sağlanması, işsizliğin düşürülmesi, krizin faturasını işçi sınıfının ödememesi; bunun yanında siyasal özgürlüklerin kazanılması için egemen sınıfın tüm partilerini karşısına alan, tabanda işçileri ve ezilenleri birleştirmeyi hedefleyen antikapitalist bir sola ihtiyacımız var. Ve elbette bunu inşa etme hedefiyle hareket eden çekirdek bir devrimci örgütlenmeye.”

Mehmet Doğan

Yazar

You May Also Like

Kira krizi derinleşiyor

Ekonomik kriz, konut kiralarını fahiş seviyelere çıkarırken, birçok kiracı açısından mahkemeye taşınan kira davaları da sonuçlanmaya başladı. Tahliye…

Neden Enternasyonal Dayanışma?

İktidarın kanatları arasında mafyatik çeteler üzerinden başlayan güç savaşları (Sinan Ateş cinayeti, Ayhan Bora Kaplan operasyonu, emniyet-adliye içi…