Donald Trump Jr. visits Nuuk, Greenland, on Tuesday, January 7, 2025. Donald Trump Jr. is on a private visit to Greenland. Emil Stach/Ritzau Scanpix/via REUTERS ATTENTION EDITORS – THIS IMAGE WAS PROVIDED BY A THIRD PARTY. DENMARK OUT. NO COMMERCIAL OR EDITORIAL SALES IN DENMARK.

Trump, Grönland ve gümrük vergileri

Trump’ın Grönland’ı ilhak etme çağrısı ve dev gümrük vergileri politikası, küresel emperyalist güçler arasında yoğunlaşan rekabeti gözler önüne seriyor.

Donald Trump’ın Grönland’ın ilhak edilmesi için ABD’ye yaptığı çağrıların biraz tuhaf ve çirkin olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak Trump, Arktik adasını ele geçirmeye çalışan birçok ABD başkanının izinden gidiyor.

Grönland, Soğuk Savaş sırasında ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki çekişmeye maruz kalmıştı. Grönland’ın doğrudan Danimarka’nın sömürgesi olduğu 1946 yılında Başkan Harry Truman adayı 100 milyon dolar karşılığında satın almaya çalıştı.

Danimarka anlaşmayı reddetti, ancak Soğuk Savaş’ın sonuna kadar gizli tutuldu. Oysa ABD İkinci Dünya Savaşı sırasında adayı çoktan işgal etmiş ve kuzey batıda Thule Hava Üssünü kurmuştu.

NATO’nun savaş kışkırtıcılarından oluşan ittifakının ve nükleer bombardıman güçlerinin önemli bir parçasıydı. Şimdi Pituffik Uzay Üssü olarak bilinen bu üs, ABD’nin füze ve nükleer sistemlerinin kilit noktası olmaya devam ediyor.

Bugün Trump’ın söylemi, dünyada emperyalistler arasındaki rekabetin nasıl büyüdüğünün bir işaretidir.

Trump, kaynaklarını ABD emperyalizminin dünyadaki hegemonyasına yönelik en büyük tehdit olan Çin’e odaklamak istiyor. Trump’ın ve eski başkan Joe Biden’ın dış politikaları arasında büyük oranda devamlılık var; örneğin her ikisi de Çin ile “süper güç rekabetini” ana meydan okuma olarak görüyor.

Ancak Trump, ABD’nin hedeflerine ulaşmak için NATO gibi ittifaklar aracılığıyla küçük ortaklarla çalışmak yerine “tek başına halletme” yaklaşımını tercih ediyor. Buna Grönland ve Panama’yı ele geçirmek gibi savaş tehditlerini arttırmak ve diğer devletlerle ticaret savaşları yapmak da dahil (Aşağıdaki bölüme bakınız).

Danimarka’ya bağlı özerk bir bölge olan Grönland, dünyanın en büyük adası olmasına rağmen sadece 57 bin kişi yaşıyor. Ve Arktik okyanusundaki önemli geçitlerin ortasında yer alıyor. İklim felâketi nedeniyle buzlar eridikçe, bu deniz yolları milyarlarca dolarlık nakliyata daha fazla açılacaktır.

ABD, Çin, Rusya ve diğer devletler bölgede pozisyon kapmak için birbirleriyle yarışıyor.

Ada, dünyadaki 50 “önemli madenin” 43’ünün rezervine sahip. ABD Enerji Bakanlığı bu madenlerin “enerji üreten, ileten, depolayan ve koruyan teknolojiler için gerekli” olduğunu söylüyor. Örneğin, bilgisayar çipleri üretmek için gerekli olan nadir toprak metalleri de buna dahil.

ABD, Çin’in bu madenlerin önemli bir tedarikçisi olması nedeniyle “tedarik zincirinde aksama riskinin yüksek olduğu” uyarısında bulunuyor. ABD ticaret savaşlarını artırırsa Grönland’ın kaynaklarına erişim faydalı olacaktır.

ABD’nin nüfuzunu destekleyen Avrupa’nın büyük devletleri Almanya, Fransa ve İngiltere, Trump’ın önerilerini reddetti. Ancak İngiliz hükümeti Trump’ın Beyaz Saray’ı ile “özel bir ilişki” sürdürmek istiyor ve diğer NATO üyeleri de ABD’nin koruma desteğini almayı umuyor.

Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen Grönland’ın satılık olmadığını söyledi. Ancak “Amerika’nın Kuzey Kutbu’ndaki emellerinin yerine getirilmesini sağlamak için şu anda olduğundan daha yakın bir işbirliğini nasıl yapabileceğimizi” tartışmak istediğini söyleyerek geri adım attı.

Trump’ın sözleri Amerikan İmparatorluğu’nun çıkarlarını korumak için ne kadar ileri gidebileceğini hatırlatıyor.


Sosyalistler gümrük vergileri hakkında ne söylüyor?

Trump, “Önce Amerika” stratejisinin bir parçası olan gümrük vergilerinin dünyadaki “en güzel kelimeler” olduğunu söylüyor. Gümrük vergileri, ABD şirketlerinin yabancı mal satın aldıklarında ödeyecekleri bir tür ithalat vergisidir.

Trump güneş panelleri, çelik, alüminyum ve Çin’den yapılan diğer ihracatlara gümrük vergisi koydu ve şimdi daha da ileri gitmek istiyor. Çin’den ithal edilen ürünlere yüzde 60, Meksika ve Kanada’dan ithal edilen ürünlere yüzde 25 ve hemen hemen diğer her yerden ithal edilen ürünlere yüzde 10 ila 20 arasında gümrük vergisi getirme sözü verdi.

Gümrük vergilerinin etkisi ne olabilir?

Gümrük vergilerindeki bir artış dünya ticaretini ve dünya ekonomik büyümesini düşürebilir. ABD’nin gümrük vergileri uygulaması, devletlerin birbirlerinin mallarına uyguladıkları gümrük vergilerini arttırdıkları bir ticaret savaşı döngüsüne yol açarsa, bu durum daha da kötüleşir.

ABD, dünya ticaretine daha fazla bağımlı olan İngiltere gibi müttefikleri de dahil olmak üzere diğer devletlerden ekonomik olarak daha az zarar görecektir. Ancak tüm bu süreç emperyalizm içindeki rekabeti keskinleştirecektir.

Gümrük vergileri ve ticaret savaşları solda kafa karışıklığına neden oluyor. 1980’lerden bu yana ABD, İngiltere ve diğer egemen sınıflar, kârlılığı yeniden artırmak için işçi sınıfının yaşam koşullarına yönelik bir saldırıya öncülük ettiler.

Ticaretin serbestleştirilmesi, “neoliberal reformların” büyük bir parçası olmuştur. Bu da solcuların bazen imalat işçilerini kurtarmanın bir yolu olarak korumacılık fikrini savundukları anlamına geliyor.

Özellikle pandemiden bu yana, devletler patronların çıkarlarına hizmet etmek için ekonomiye daha fazla müdahale ediyor.

“Bidenomics”* ABD kapitalizmini daha rekabetçi hale getirmek için ekonomiye devlet müdahalesini kullanmaya dayanıyordu. Biden’ın projesi özellikle Çin’in yükseliş tehdidini bertaraf etmeyi amaçlıyordu ve yerli sanayileri “koruma” yoluyla yeniden güçlendirme programını öngörüyordu.

Bu proje Demokrat Parti içindeki “sol” kesim tarafından desteklendi, ancak gerçekte Bidenomics işçi sınıfı için çok az şey yaptı.

Sorunlardan biri, ithalat kontrolleri ve diğer korumacılık biçimlerinin istihdamı korumamasıdır. 1931’deki buhran sırasında İngiltere kömür, demir-çelik, gemi inşaatı ve tekstil gibi “temel sanayilere” gümrük vergisi koydu.

Gümrük vergileri getirilmeden iki yıl önce bu sektörlerde yaklaşık 2,3 milyon işçi çalışmaktaydı. Sekiz yıllık korumacılık döneminden sonra bu sektörlerde sadece 1,8 milyon işçi çalışıyordu. Bu endüstrilerdeki işsizlik seviyesi, 1930’larda Britanya’daki genel işsizlik oranının iki katıydı.

İngiliz devletinin gümrük vergilerini uygulamaya koyması, 1930’larda ekonomik milliyetçiliğe doğru daha geniş bir kaymanın parçasıydı. Liberal kapitalist düzenin destekçileri o döneme işaret ediyor ve Trump’ın o döneme geri dönmesine karşı uyarıyor.

Ayrıca korumacılık, bir ülkedeki patronların ve işçilerin aynı çıkarlara sahip olduğunu varsayar ki bu da başka ülkelerdeki işçilerin çıkarlarına taban tabana zıttır.

Sol, ekonomik milliyetçiliğin ya da sahte liberal enternasyonalizmin yanında saf tutmamalıdır.

Tomáš Tengely-Evans

* Joe Biden yönetiminin ekonomi politikalarına verilen isim. (Ç.N.)

(Socialist Worker’daki orijinalinden Bahan Gönce tarafından çevrilmiştir.)

Yazar

You May Also Like