20. yüzyılın başında açlık, yoksulluk ve ölümün kol gezdiği 1. Dünya Savaşı koşullarında, Şubat devrimi işçi sınıfını iktidara taşıyan ilk adım, ileri doğru atılan muazzam bir hamle oldu. 1917 yılının 8 Mart’ında işçi sınıfı Çar’ı devirdi ve özyönetim organları olan Sovyetleri kurdu. Rusya’da kullanılan Julyen takvimine göre 23 Şubat’ta başlayan hareket Şubat devrimi olarak tarihe geçti.
Toplumun yüzde 57’sini oluşturan Rus olmayan halkların esaret altında tutulduğu Çarlık Rusya’sı, despotik otokrasi tarafından yönetilmekteydi. Çar ile yoksul halk arasında “kandan bir nehir” vardı. Çar 2. Nikolay, tahta çıktığı ilk gün, 1000’den fazla insanın ölümüne yol açan taç giyme töreninin ardından düzenlenen baloya katılacak kadar kibir doluydu. Rusya’da sol muhalefetin ezici çoğunluğu sürgünde ya da hapisteydi. Sendikal haklar, toplanma, yürüyüş, gösteri hakları otokrasi tarafından kısıtlanmıştı.
Nitekim 1905’te Peder Gapon’un öncülüğünde Kışlık Saray’a yapılan barışçıl bir yürüyüşe çarlık orduları ateş açtı. Binden fazla insan yaşamını kaybetti, iki binin üzerinde insan yaralandı. Tarihe “Kanlı Pazar” olarak geçen bu olay, otokrasiye karşı büyük bir nefrete yol açtı. Putilov Fabrikası’nda başlayan grev tüm Rusya’ya yayıldı. Kendiliğinden oluşan kitle grevlerinin bir aşamasında hareket demokratik örgütlenmelerini yarattı. İşçi sınıfı 1871’deki Paris Komünü’nden sonra ilk kez kendi öz örgütlenmeleri olan Sovyetleri kurdu. Rus-Japon savaşı sonrasında yaşanan 1905 devriminde meydana gelen olaylar, 1917’de gerçekleşen devrimin fragmanıydı.
Ekmek, toprak, barış
Geç sanayileşen Rusya’da ekonomi, geri olmakla birlikte, ağırlıklı olarak tarımsal üretime dayalıydı. 1. Dünya Savaşı esnasında 120 milyon olan nüfusun 10 milyonu işçi sınıfından oluşmaktaydı. Özellikle St. Petersburg ve Moskova, sanayinin en fazla yoğunlaştığı kentlerdi. Ancak emperyalizmin yarattığı çelişkiler, Rusya’da işçi sınıfını uluslararası sınıf mücadelesinde en ön saflara yerleştirmişti. Yoksul köylüler açısından toprak reformu, yerine getirilmesi gereken acil bir talepti. Despotik çarlığın bir aktör olarak yer aldığı emperyalist savaş, kentlerde yaşayan işçi sınıfının ekmek talebiyle birlikte acil barış sorununu da gündeme getirdi.
Avrupa’daki sosyal demokrat partiler, işçi sınıfının birbirini boğazlaması anlamına gelen savaşa karşı açık ya da örtülü onay verdiler. Savaşa ilişkin Avrupa’daki iyimser hava Rusya’da çok daha kısa sürdü. Cephelerden gelen yenilgi haberlerinin yanında açlık, sefalet, ekmek kıtlığı kentlerdeki işçi sınıfı açısından tam bir yıkıma yol açtı. Cephelerdeki benzer sefalet koşulları ve katliama dönüşen kitlesel ölümler askerde de huzursuzluğu yol açtı. Nitekim 1914-1916 yıllarındaki grev sayıları ve greve katılan işçilerin sayısındaki artış, kitlelerin öfkesindeki artışı göstermekteydi. Savaş boyunca artan bir biçimde, Petersburg ve Moskova’da toplamda 1 milyon 525 bin işçinin katıldığı 2.280 grev gerçekleşti.*
Öte yandan savaş egemen sınıf içindeki bölünmelerin ve çekişmelerin de artmasına yol açmıştı. Cephelerde üst üste alınan yenilgiler Çarlık rejiminin gücünü aşındırmış, hegemonya krizine yol açmıştı.
Devrim başladı
1917’ye gelindiğinde devrim için gereken tüm koşullar oluşmuştu. Ücretlerinde yüzde 50 artış yapılması talebiyle greve çıkan Putilov fabrikası işçilerine, 8 Mart dünya kadınlar gününde kadınların ekmek talebiyle yaptığı gösteri eklendi; sonrasında kitlesel grev tüm Rusya’yı etkisi altına aldı. 25 Şubat’ta grevler had safhaya ulaştı. Çarın gösteri yapan işçilerin üzerine gönderdiği askerler, subayların emrine itaat etmeyerek işçilerle birleşmeye başladı. Devrim başlamış, ordu bölünmüştü. 26 Şubat’ta Petrograd’da işçiler Viborg semtini ele geçirdiler. 27 Şubat geldiğinde yüz binlerce işçi kendilerine katılan on binlerce askerle birlikte Kışlık Saray’a doğru yürüdüler ve Duma’yı (parlamento) kuşattılar. Bütün bu eylemler tamamen kendiliğinden, Bolşevikler dahil hiçbir siyasal organizasyonun yönlendirmesi olmadan gerçekleşti. Ve yıkılmaz gibi görünen Çarlık rejimi birkaç günde yıkılarak tarihe karıştı.
Demokrasi ve diktatörlük
2 Mart’ta Knez L’vov’un başkanlığında burjuva yapıda “Geçici Hükümet” kuruldu. İşçiler ve askerler 1905 deneyiminden hareketle İşçi ve Asker Konseylerini kurdular. İşyeri temelinde kurulan konseyler, yiyecek tedarikinden kamusal hizmetlere pek çok alanda toplumsal yaşamda etkiliydiler. Her an geri çağırma ilkesiyle seçilen temsilcilerin aldıkları ücretler, ortalama işçilerin ücretini geçmemekteydi.
Sovyetler içerisinde çoğunluk olan Menşevikler ve Sosyal Devrimciler geçici hükümeti desteklediler, işçi sınıfının iktidar aygıtı konseylerini (Sovyetler) yardımcı bir unsur olarak gördüler. Bolşevikler içinde de Stalin’in içinde olduğu bir grup merkez komite üyesi geçici hükümeti destekliyordu. “Aşamalı devrimi” savunan bu partililer, ekonomik olarak geri ve tarıma dayalı bir ülke olan Rusya’da, devrimin temel hedeflerinin devrimin burjuva demokratik karakteriyle sınırlanması gerektiğini savundular. Menşevikler ve Sosyal Devrimciler bu konuda yalnız değildi. Savaş kredilerini destekleyen Avrupa’daki reformist partiler de benzer görüşleri savunmaktaydılar. Almanya’da “Marksizm’in teorik bekçisi” Kautksy, işçi konseylerine karşı değildi; ancak işçi konseylerinin parlamenter koşulların olgunlaştığı, halkın çoğunluğunun desteğini alana kadar kapitalizmin bekleme odasında kalması gerektiğini savunuyordu. Nitekim Kaustsy 1918 yılında yazdığı “Proletarya Diktatörlüğü” adlı broşürde Bolşevikleri parti diktatörlüğü oluşturmakla suçladı. Devrim gerçekleştiği günlerde hapishanede bulunan Rosa Lüksemburg, Bolşeviklerin önlerine hedef olarak burjuva demokrasisini korumayı değil, işçi sınıfını iktidara taşıyarak tarihi bir fark yarattıklarını söylüyor ve “parlamento köstebeklerini” mahkûm ediyordu.
“Bolşevikler, iktidarı ele geçirmeyi derhal eksiksiz ve geniş kapsamlı bir devrimci program olarak belirlediler; burjuva demokrasisinin korunması için değil, sosyalizmi gerçekleştirmek amacıyla bir proletarya diktatörlüğü kurulması için. Böylelikle sosyalizmi pratikteki politikaların nihai amacı olarak ilk kez belirleyenler olarak tarihe kendi isimlerini altın harflerle yazdırmış oldular.”**
Troçki de burjuvazinin işçilerin iktidarına karşı çıkacağını, işçilerin demokratik yönetimini sağlamanın tek yolu olarak, burjuva mülkiyetinin ortadan kaldırılmasının bir zorunluluk olduğunu savunuyordu.
Geçici hükümete karşı en güçlü ses Lenin’den geldi. Lenin sürgünden döndüğü, Rus topraklarına adımı attığı ilk andan itibaren Geçici Hükümet’in karşısında yer aldı. Kuşkusuz bu tutumu devrimin kaderinin de değişmesinde merkezi bir rol oynadı. Lenin “Geçici Hükümet”in kapitalist yapısı nedeniyle savaşa son vermeyeceğini söylüyordu.
Devrim sonrasında yazdığı “Devlet ve Devrim” adlı eserinde düzenli ordu ve bürokrasiden oluşan devlet aygıtının toplumun tüm gözeneklerini tıkayan, sermaye lehine bir baskı aygıtı olduğunu anlattı. Burjuva demokrasisinin mükemmel işlediği koşullarda bile azınlığın çoğunluğun üzerinde tahakkümünden ibaret bir diktatörlük olduğunu söyledi.
Nitekim Geçici Hükümet hiçbir reform talebine yerine getirmediği gibi savaş politikalarında ısrar etti. Öte yandan, sermaye üzerindeki kapitalist mülkiyet sona ermemişti. Topraklar büyük arazi sahiplerinin elindeydi. İşçi sınıfı ve yoksul kitleler barış, ekmek, toprak ve özgürlük için devrim yapmışlardı. Ancak yaşam standardında bir değişiklik olmamıştı. Çalışma saatleri eskisi gibi günde 11-12 saatti. Cephelerdeki askerler savaştan bıkmıştı. Yiyecek, giyecek, teçhizat yoktu.
Rusya’da birbiriyle zıt kutuplarda yer alan ikili iktidar yapısı sonsuza kadar kalamazdı. Nitekim ikili iktidar koşullarında yaşanan Temmuz Günleri ve sonrasında Kornilov darbesinin işçi sınıfının birleşik mücadelesiyle akamete uğratılması ve Bolşevik Parti’nin bütün bu süreçlerde oynadığı merkezi ve birleştirici rol, Ekim ayında işçi sınıfını iktidara taşıdı.
Şubat devriminde işçi sınıfının aşağıdan kitlesel mücadelesi, emperyalizmin krizini çözmek adına başlattığı savaşa karşı devrimci bir alternatif yaratmakla kalmadı; otoriterleşen ve çürüyen burjuva iktidarlarına karşı gerçek demokrasinin yolunun kapitalizmi yıkmaktan geçtiğini gösterdi.
Şubat devrimi ve sonrasında gelişen olaylar, emperyalizmin çoklu krizlerinin yaşandığı koşullarda, otoriter yönetimlerin her yerde demokrasinin kırıntılarına bile saldırdığı günümüzde, doğru düzgün bir demokrasi isteyenlerin kapitalizmi yıkacak bir devrim için mücadele etmesi gerektiğini göstermesi açısından güncel bir deneyim.
Çağla Oflas
* Tony Cliff, Lenin 2, Bütün İktidar Sovyetlere, Z Yayınları, Sayfa:44
** https://www.marxists.org/turkce/luxemburg/1910s/1918rus-devrimi.htm