Petrograd'da savaş karşıtı yürüyüş, 18 Haziran 1917.
Petrograd’da savaş karşıtı yürüyüş, 18 Haziran 1917.

Ulusal haklara verilen destek 1917 Devrimi’ni güçlendirdi

Bolşevikler, ‘Büyük Rus şovenizminin’ üstesinden gelmenin bir yolu olarak ezilen toplulukların ulusal haklarını savundular.

Sosyalist enternasyonalizm Rusya’yı devrim boyunca etkisi altına aldı.  

Lenin ve Bolşevik partisi her zaman devrimin küresel bir işçi sınıfı hareketinin parçası olduğunu ve dünyaya yayılması gerektiğini savundu.

Ancak ezilen halkların kendi ulusal kaderlerini tayin hakkını destekleme gerekliliğinin de farkındaydılar.

Bu “ulusal meseleyi” yanlış anlamayı göze alamazlardı. Rus Devrimi’nden önce Çarlık “ulusların hapishanesi” olarak biliniyordu.

Avrupa ve Asya boyunca uzanan bu imparatorluktaki insanların yarısından fazlası aslında Rus değildi. Çarlık diktatörlüğü bunu birbirine bağlamak için “Büyük Rus şovenizmini” kullandı.

Bu gerici ideolojinin Rus işçi ve köylüleri üzerindeki etkisi devrimciler için büyük bir sorun teşkil ediyordu.

Devrimci Rus Sosyal Demokrat ve İşçi Partisi’nin (RSDİP) 1903 kongresi “devletin sınırları içinde yer alan tüm ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkını” destekledi.

Tüm yurttaşlar “kendi ana dillerinde eğitim alma hakkına” sahip olacaktı.

Aynı 1903 kongresinde RSDİP de Bolşevikler ve Menşevikler olmak üzere iki gruba ayrıldı.

Ulusal hakların desteklenmesi gerektiğini gerçekten anlayanlar Bolşeviklerdi. İleri kapitalist ülkelerin milliyetçiliği ile ezilen halkların ve sömürgelerin milliyetçiliği arasında bir fark görüyorlardı. 

İşçiler ve köylüler 1905 Devrimi sırasında ayaklandığında, imparatorluğun uzak köşelerindeki ezilen halkların mücadeleleri de sürüyordu.

Polonyalı Alman devrimci Rosa Luxemburg, Polonya’nın bağımsızlık hakkına karşı çıkmakta ve bunun işçi sınıfı içinde bölünmeye yol açacağından korkmaktaydı.

Lenin, “Rosa Luxemburg, Polonya’daki ‘milliyetçi’ burjuvaziye yardım etmeme kaygısıyla Rus Kara Yüzler’e yardım ediyor,” diye yanıt vermişti.

Katliam mangaları

Kara Yüzler (The Black Hundreds) Yahudileri, Polonyalıları, Ukraynalıları ve diğer birçok halkı katleden milliyetçi cinayet mangalarıydı.

Lenin, Rus işçilerini Polonya’nın haklarını desteklemeye kazanmanın gerici şovenizmin etkisini kırmaya yardımcı olacağını savunuyordu. Bu, işçi sınıfını daha güçlü kılacaktı.

Bolşevikler sömürgelerdeki ezilen halkları da emperyalizme karşı mücadelede müttefik olarak görüyorlardı.

Ekim 1917’de işçi sınıfı, işçi konseyleri (“sovyetler”) aracılığıyla iktidara geldi.

Bir ay sonra yeni devrimci hükümet “Rusya halklarının eşitliğini ve egemenliğini” ve kendi kaderini tayin etme ve bağımsızlık hakkını ilan etti.

Azınlıkların bulunduğu bölgelerin “özerkliğe” sahip olması gerektiğine karar verdi. Azınlık dilleri “sosyal ve siyasi faaliyetlerin her alanında” tam eşitliğe sahip olacaktı.

Partiyi eleştiren pek çok kişi geleceğin diktatörü Joseph Stalin’in 1913 yılında ulusal sorun üzerine yaptığı çalışmaya işaret ediyor.

Stalin bir ulusun “ortak bir dil, toprak, ekonomik yaşam ve ortak bir kültür temelinde” oluştuğunu söylüyordu.

Stalin’in karşı devriminden sonra bu tanım bazı azınlıklara baskı uygulamak için bir bahane olarak kullanıldı. Oysa Rusya’nın daha az kalkınmış geniş bölgelerinde pek çok insan kendilerini “ulusal” bir dilin ya da kültürün parçası kabul etmiyordu.

Bolşevikler bu yaklaşımın tam tersine ezilenlerin ulusal hakları için her zaman mücadele ettiler.

(Socialist Worker’dan Bahan Gönce çevirdi.)

Yazar

You May Also Like