Aile hekimleri olarak Kasım 2024 tarihinden itibaren yürürlüğe konulmak istenen “Eziyet Yönetmeliğini” kabul etmediğimizi ortaya koymak üzere, ilki hemen yönetmeliğin yürürlüğe girdiği kasım ayının ilk haftasında, 4-6 Kasım’da 3 günlük bir iş bırakma eylemi gerçekleştirdik. Ülke genelinde katılım bazı illerde yüzde doksan üzerinde gerçekleşti, ortalama yüzde 60-70 oranlarında iş bırakarak Aile Sağlığı Merkezleri’ni kapatma gerçekleşti. Bu güçlü itiraza rağmen Sağlık Bakanlığı, Eziyet Yönetmeliğine devam etti. Bu nedenle aralık ayı ilk haftası için 5 günlük bir iş bırakma kararı daha alındı.
Bu süre zarfında Sağlık Bakanlığı tarafından bu iş bırakma eylemine yüzde 90 üzeri katılım olan 11-12 ilden aile hekimleri arkadaşlar davet edilerek bir ikna görüşmesi gerçekleştirildi. Zoom üzerinden gerçekleştirilen bu görüşmede Sağlık Bakanlığı adına Sağlık Bakan Yardımcısı Şuayb Birinci’nin hekim arkadaşlara karşı kullandığı, devlet adabından ve nezaketten yoksun dil ve yaklaşımı nedeniyle 2-6 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilen iş bırakma eylemine katılım, ilk iş bırakmaya göre arttı. ASM’lerin yüzde 65’i tam olarak kapandı, iş yerine gelip orada “sağlık hizmeti sunmama” şeklindeki iş bırakmalarla birlikte oran yüzde 80-90’lara dayandı.
Bu kadar yüksek oranda bir itiraza rağmen Sağlık Bakanlığı bu “Eziyet Yönetmeliğini” iptal etmek yerine üzerine her gün bir yenisi eklenen, aile hekimlerine getirilen yeni değişiklikleri biz de halkımızla beraber basından, televizyonlardan öğreniyoruz. Bu değişikliklerle ilgili bu sistemin uygulayıcısı olan biz aile hekimlerine ne bir bilgilendirme yapılmakta, ne de bu konuda bir hazırlık yapılmaktadır. Yapılan değişikliklerin içeriklerini öğrendikçe; sahadan, Sağlık Bakanlığı içindeki hastaneler ve aile sağlığı merkezlerinin durumundan ve kapasitelerinden ne kadar bihaber ve uzakta bir yaklaşım olduğu görülmektedir.
En basit örnek şu: Son çıkan değişikliklerden biri olarak aile hekimlerine hastanelerden tetkik, tomografi, MR görüntüme teknikleri gibi yöntemleri istem yetkisi verildi. Şu anda hastanelerin mevcut şartlarında hastane içinde çalışan doktorların istemleri olan USG, MR gibi tetkikler için halihazırda en az 3-4 ay gibi bir bekleme sonrası randevu verilirken, biz aile hekimlerinin istemleri ile birlikte bu süreler çok daha uzayacak; zaten azalan hekim sayıları (radyoloji hekimleri de dahil) nedeniyle yükleri artmış olan sistemler daha da işleyemez hâle gelecektir.
Bulunamayan randevular için hekim sayısını arttırmak, mevcut hekimlerin istifalarını, başka ülkelere gitmelerini engelleyip sağlık sistemi içinde tutarak gerçekçi, kalıcı çözümler üretmek yerine randevu sürelerini kısaltarak (5 dakikada 2 hastaya kadar indi) sağlıklı olmayan, geçici palyatif, uzun vadede sorunu daha da derinleştirecek günübirlik politikalar ortaya konulmaktadır. Şimdi bu çıkardığı “tetkik isteme” hakkı da hastanelerde bulunamayan randevu ve tetkik sıralarına aile hekimlerini de araya sokarak paravan yapmaktır.
Sağlık Bakanlığı bu yönetmeliği geri çekmemekle beraber tam olarak da uygulayamamaktadır. Kasım ayı maaş hesaplamalarında bu ucube eziyet yönetmeliğinin birçok maddesini uygulayamamıştır. Bu da aile hekimleri ve hemşireleri olarak birlikte direnme amaçlı yaptığımız bu iş bırakma eylemlerinin ve meydanlarda gerçekleştirdiğimiz protestoların bir başarısıdır. Tam olarak uygulanamasa da hâlâ yönetmeliğin iptali gerçekleşmediği için Ocak 2025 içinde yine beş günlük bir iş bırakma kararı alındı. Ve 6-10 Ocak 2025 tarihlerinde yine ülke genelinde birinci basamak olan aile hekimleri olarak 8 Ocak 2025 tarihinde de bir günlük ikinci basamakta iş bırakma gerçekleştirildi.
Bakanlık zaten sahadaki durumdan bihaber, bilimsel kriterlerden uzak çıkardığı bu yönetmeliği bütün devlet imkânlarını kullanarak basın yayında, sosyal medyada güzellemeye, savunmaya çalışmaktadır. Bakanlığın yaptığı açıklamalar ya kendi çıkardıkları yönetmeliği bilmediklerini, içeriğinden haberdar olmadıklarını ya da uygulamaya çalıştıkları yönetmelik hakkında yalan, yanlış açıklamalarla halkı doğru bilgilendirmelerden kaçtıklarını, halkı yanıltmakta olduklarını gösteriyor.
Bakanlık “Hiçbir ilaç kısıtlaması yapmıyoruz,” diye açıklamalarda bulunurken bizlerin maaş bordrolarında antibiyotik, antiinflamatuar ve mide koruyucu oranlarını; buna bağlı maaş kesintilerini gösteren hesap bölümleri bulunmaktadır ki biz bunları paylaşacağız da. Bu paylaşımlardan korktuğu için bakanlık yetkilileri her ay düzenli olarak çekip portala yükledikleri bordrolarımızı da yayından kaldırarak başka bir suç daha işlemektedir; kendi yanlış beyanatları ortaya çıkmasın diye bizlerin emeğimizin karşılığı olan bordrolarımızı görmemiz engellenmeye çalışılmaktadır.
Sosyal medya hesaplarından bizlerin yapmaya çalıştığı bu yönetmeliğe dair gerçeklere cevap vermeye çalışmakta, bunun için aile hekimleri arkadaşlarımızın mesajlarına alıntılama, cevap verme gibi birebir laf atışmalarına girmek gibi devlet, bakanlık ciddiyetinden uzak trollük durumlarına düşmektedirler. Devletin bir bakanlığı olan Sağlık Bakanlığı halka sağlık hizmeti sunma bakanlığıdır; kendi çalışanlarına 3 aydır uygulayamadığı yönetmeliği dayatma, inatlaşma, sosyal medya üzerinden atışma, kendi çalışanlarını hedef gösterme yeri HİÇ değildir. Bir an önce Sağlık Bakanlığı’nı devlet ciddiyetini takınmaya ve sağlık hizmeti sunma görevlerini ifa etmeye çağırıyoruz. Bunu yapabilmesi için de öncelikle bu hizmeti sahada yapacak olan biz aile hekimlerinin, ebe ve hemşirelerin haklarını vermesi; bilime ve hukuka uygun, saha pratiklerini gözeten yönetmelikler çıkarması gerekmektedir.
Aile hekimleri olarak neden bu yönetmeliğe #EziyetYönetmeliği diyor ve kabul etmiyoruz?
-Kasım 2024 itibariyla geçerli olan yeni aile hekimliği yönetmeliği, öncellikle iş tanımı ve buna karşılık ücret belirlenmesi ile ilgili olarak oldukça muğlak, bilimsel verilerden uzak kriterler, maddeler içermektedir ve bu neye göre belirleneceği muğlak olan kriterlere göre aile hekimlerinin sözleşmeleri feshedilebilecektir. Sadece bu temel usul nedenleri ile bile çalışma hakları ile ilgili uluslararası hukuk normalarına, T.C. anayasasına ve iş kanununa aykırıdır; çalışanlar olarak özlük ve mali haklarımızda ciddi mağduriyetlere sebep olmaktadır. Yani anayasada korunan temel haklara ve iş kanununda belirtilen temel iş prensiplerine aykırı bir yönetmelik yayınlanmıştır. İş tanımı net belirlenmemiş, sözleşme fesihleri Sağlık Bakanlığı’nın keyfî ve sürekli değiştirilebileceği belirtilmiş kriterlerine bağlanarak aile hekimleri ve hemşireleri temel iş güvencesinden mahrum bırakılmaktadır.
– Yeni yönetmelikteki bu bilimsellikten uzak kriterlere bakacak olursak; örneğin aile hekimliğine kayıtlı hastaların ödeme katsayılarında aile hekimlerinin birebir sorumlu olmadıkları şartlara bağlanarak ciddi ücret kesintileri getirmiştir. 6 ay içinde gelmeyen hasta, bir yılda 7 kezden fazla hastane ve başka aile hekimi başvurusu gibi aile hekiminin kontrol alanı dışındaki kriterler. Bu kadar halka yönelik “sağlık hizmetini kullanma” teşvik politikası bakanlık tarafından yürütülürken, insanların hastaneye gitmelerinin faturasını aile hekiminden çıkarmak büyük bir tutarsızlıktır.
-3500 üstü nüfusa olan hizmetin ücret ödemesi yapılmayacak. Bu, nüfusun temel sağlık hizmetlerini nereden alacağı daha belirlenmemişken, ki bu İstanbul için daha epey sayıda aile sağlığı merkezi boş işlemez durumda iken 3500 üzeri nüfusun ödemesini yapamayacağını içeriyor. Sağlık Bakanlığı laf cambazlıkları ile “hasta sayısını 3500’e indirdim” derken ödenen hasta sayısı kastedilmekte; 3500 üstü hastaların kaydı mevcut aile hekimlerinden düşürülmediği gibi yeni ek hasta kayıtları da hızla devam etmektedir. Yine göçmen, sığınmacı hastalara göçmen sağlığı merkezleri bakacak denilirken yeterli göçmen sağlığı merkezi olmadığı göz ardı edilmektedir.
-“Reçeteme karışma” diyoruz. Temel tıp eğitimini almış hekimler olarak en temel ilaçlara dahi “maaştan keserim” gibi başta anayasa olmak üzere hiçbir hukuka uymayacak yaptırımlar getiren bir yönetmeliği, aldığımız tıp eğitiminin ve meslek onurumuzun gereği olarak kabul etmemiz mümkün değildir! Ülkemizde antibiyotik kullanımı gerçekten çok fazla, ama bu yüksek oranda en az pay sahibi olanlar aile hekimleri. Antibiyotik kullanımında hastane yoğun bakımları, hastane acilleri en başta geliyor; burada da özel hastaneler öndeler ama buralara hiçbir denetleme ve yaptırım getirilmiyor. Bu da amacın antibiyotik ve diğer ilaç kullanımını azaltmak değil aile hekimlerini cezalandırmak olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca bu ilaç kısıtlamaları ile aslında birçok ilaç SGK ödeme kapsamından çıkarılmış olmakta, ama bu hastalara açıkça söylenmeden biz aile hekimleri üzerinden yapılmakta, yine hasta ile hekim karşı karşıya getirilmektedir.
-Raporlar konusu zaten birinci basamakta sağlıkta şiddetin en önemli nedenlerinden birisidir. Ehliyet, işe giriş gibi raporlar için aslında ilgili oldukları yasalar ve yönetmeliklerde ayrıntılı sağlık şartları anlatılır. Bu şartlar için gerekli muayene ve tetkiklerin görme, işitme muayenesi gibi birçoğu ASM şartlarında olmadığı için ikinci basamak hastanelere sevk gerektiği durumlarda hastaların itirazları, bazı durumlarda da şiddet olayları vuku bulmaktadır. Bu nedenlerle biz aile hekimleri dernekleri, sendikaları olarak talebimiz bu tür raporlar için yönetmeliklere uygun gerekli muayene imkânlarının olduğu merkezlerin kurulması ve tek merkezden bunların yürütülmesi idi.
Bu şekilde hastaların da haklı olarak ikinci basamaklarda randevu bulamama endişeleri de ortadan kalkmış olacaktı, biz de kendi asli işimiz olan koruyucu sağlık hizmetlerini rahat gerçekleştirecektik. Bu taleplerimiz yapılmadığı gibi bir de bu tür raporların ücretli hâle getirilmesi, bir tek güvenlik görevlisinin olmadığı ASM’lerde can güvenliğimizi ciddi anlamda tehlikeye atacaktır. Bu ücretli rapor açıklamasının ertesi günü Şişli’de bir ASM’de bir hasta ehliyet raporu ile ilgili sorun yaşadı diye sağlık çalışanlarına açık şiddet uygulamıştır. O yüzden bir kez daha yeniden diyoruz ki “Sağlıkta şiddet tamamen politiktir”; bu bilimsellikten uzak, sahadan habersiz yürütülmeye çalışılan sağlık politikalarının beklenen açık bir sonucudur.
Sağlık Bakanlığı’nın açıklamalarında “daha iyi bir aile hekimliği”, “aile hekimliğinin güçlendirilmesi” gibi iddiaları da inandırıcı bulamıyoruz. HYP adı altında bize yüklenen sekretarya angaryası ile birlikte, aile hekimliğinin temel koruyucu hizmetler için hastalarına ayıracak 5 dakika bile vakti kalmayacaktır. Nitelikli koruyucu bir sağlık hizmeti, bir hastaya minimum 10-15 dakika vakit ayırmaktır. Ne yazık ki hastanelerdeki 5 dakikada bir, iki hasta dayatması biz aile hekimlerine de yapılmıştır.
Alma Ata Bildirgesi’nde de ifade edildiği gibi, birinci basamak sağlık hizmetlerinin tümüyle ücretsiz, bilimsel ve nitelikli biçimde kamu tarafından sunulduğu bir yapılanmayı destekliyor; birinci basamak hizmetlerinin yetkinleşmediği bir sağlık sisteminin sürdürülebilir olmayacağını, aksine ikinci ve üçüncü basamakta hizmet sunan sağlık sistemine yük olacağını söylüyoruz. Aile hekimliklerinin etkin biçimde işleyebilmesi için öncelikle temel özlük hakları ve iş güvencelerinin sağlanması, koruyucu hekimlik dışındaki HYP sekretaryası, raporlar gibi angarya işlerden uzak, hastalarına en az 10 dakika olacak şekilde zaman ayırabilmesi sağlanmalıdır.
Dr. Fatma Örgel
(Enternasyonal Dayanışma dergisinin ikici sayısında yayımlanmıştır.)