Orta Doğu bölgesel bir savaşa doğru sürükleniyor ve bunun sorumlusu İsrail.
Başbakan Binyamin Netanyahu, İsrail terör devletinin İran ile “kaç gün sürerse sürsün” savaş hâlinde olacağını söyledi.
İsrail geçen hafta Perşembe günü İran’ın kitle imha silahları geliştirdiğini iddia ettiği Natanz nükleer tesisini bombalayarak savaşın fitilini ateşledi.
Sözde “hedefli” saldırıda aralarında çocukların da bulunduğu sivillerin yanı sıra İran rejiminin kilit personeli de öldürüldü. İran bu saldırıya karşılık olarak İsrail’e bir dizi misilleme saldırısı düzenledi.
Pazartesi günü güçlü devletlerin bir araya geldiği G7 toplantısında Batılı liderler “gerilimi azaltma” ve “diplomasi”den söz ettiler.
Ancak İsrail’in Gazze’deki soykırımını ve Orta Doğu’daki saldırganlığını silahlandıran ve finanse edenler de onlar.
İsrail neden İran’a saldırdı?
İsrail, İran’ın nükleer kapasitesini yok ederek “kendini savunmak” zorunda olduğunu iddia ediyor.
İsrail Gazze’de soykırım operasyonuna başladığından beri Netanyahu’nun stratejisi savaşı Orta Doğu’da birden fazla cephede genişletmek oldu.
Lübnan’ın işgali, İran’a yönelik hava saldırıları ve geçtiğimiz Aralık ayında Beşar Esad diktatörlüğünün devrilmesinden sonra Suriye’de daha fazla toprak ele geçirilmesi de buna dahildir.
Ve bu saldırılar, özellikle Lübnan’daki Hizbullah direniş örgütünü zayıflatarak İran’ın bölgedeki gücünü zayıflattı.
İsrail savaşı kısmen Gazze’deki planına ABD’den destek almak için yaydı.
ABD egemen sınıfının bazı kesimleri İsrail’in vahşetinin boyutlarının Arap ülkelerinde direnişi tetikleyeceğinden korkuyordu.
İsrail ile birlikte bu ülkeler, ABD’nin bölgedeki emperyalist ittifaklar sisteminin kilit bir parçasıdır. ABD’nin soykırıma verdiği destek konusunda hiçbir zaman şüphe duyulmadı.
Ancak Netanyahu Filistin direnişine karşı “mutlak zafer” için destek ve hiç bitmeyecek bir savaş için açık çek istiyordu.
En hafif eleştirileri bile susturmak isteyen Netanyahu, ABD’nin desteğini pekiştirmek için savaşı yaymaya bel bağladı. İş başa düştüğünde ABD’nin her zaman İsrail devletini destekleyeceğini biliyor.
Netanyahu’yu motive eden bir diğer unsur da İsrail içindeki kriz.
Mevcut koalisyon hükümeti güvenlik bakanı Itamar Ben-Gvir ve maliye bakanı Bezalel Smotrich’in aşırı sağcı desteğine dayanıyor. Eğer onların desteğini kaybederse Netanyahu hükümeti düşecektir.
Bu durum Siyonist proje içinde Filistinlilere en iyi nasıl baskı yapılacağı konusundaki derin bölünmeyle bağlantılı.
Daha “liberal” Siyonistler apartheid’ı desteklerken, aşırı sağcılar soykırım istiyor. İsrail müesses nizamının önemli kesimleri Gazze’nin kalıcı olarak işgal edilmesinin kalıcı bir karşı isyan durumuna yol açacağından korkuyor.
Ve İsrail’in Ortadoğu’daki “tek demokrasi” olarak meşruiyetini kaybetmesinden endişe ediyorlar.
Ancak aşırı sağ Gazze’yi etnik olarak temizlemek ve tüm bölgede saldırıya geçmek istiyor.
Smotrich daha önce de İran’ın “İsrail devletini ve tüm Batı dünyasını tehdit eden nükleer programının sona erdirilmesi gerektiğini” söylemişti.
Netanyahu hükümeti aşırı sağın desteğini artırmak için tüm Filistinlileri yok etme ve Orta Doğu’da tam bir üstünlük sağlama hayalleri kuruyor.
Ancak Netanyahu hükümetinin savaş çığırtkanlığının Siyonizm’deki bölünmelerden daha derin kökleri var.
İsrail, Orta Doğu’da dünya ve bölge güçleri arasında artan emperyalist rekabet nedeniyle İran rejimini çökertmeye kararlı.
İran ve İsrail arasındaki rekabet neden kaynaklanıyor?
İsrail ve İran bölgede güç ve nüfuz için rekabet hâlindeler. Terör devleti büyük ölçüde Batı tarafından destekleniyor ve Batı’nın askeri desteği Gazze’deki soykırımı mümkün kıldı.
Ancak İsrail artık eskiden olduğu gibi Batı’dan gelen ekonomik yardıma bağımlı değil.
Bu ilk destek İsrail’in kısmen teknoloji ve askeri sanayiye yatırım yaparak kendisini ekonomik olarak geliştirmesini sağladı.
Bu da İsrail’in -Batı’nın Ortadoğu’daki bekçi köpeği olmaya devam ederken- tasmasını daha fazla zorlayabileceği anlamına geliyor.
İsrail’in bölgesel bir emperyalist güç olarak yükselişi, ABD emperyalizminin krizinin arka planında gerçekleşiyor.
2000’li yıllarda Irak ve Afganistan’a yapılan feci müdahalelerin ardından ABD’nin Orta Doğu’daki gücü azaldı.
Bu durum İsrail ve İran da dahil olmak üzere bir dizi bölgesel güce kendi çıkarlarını daha fazla savunmaları için alan açtı. İran, aynı derecede olmasa da Rusya ve Çin tarafından destekleniyor.
Rusya, İran’ın ana silah tedarikçisi ve Çin de petrolünün yaklaşık yüzde 90’ını satın alıyor ki bu da Batı yaptırımlarının ortasında İran’a biraz nefes aldırdı.
ABD yaptırımları nedeniyle İran’ın 2009-10’da 119 milyar dolar olan dış petrol satışı 2019-20’de 8,9 milyar dolara düştü.
İran, Lübnan’daki Hizbullah ve Yemen’deki Husiler gibi grupları destekleyerek nüfuzunu genişletmeye çalıştı.
Ne İsrail ne de İran küresel güçler. Ancak Orta Doğu’daki rekabetleri, kapitalist devletler arasında küresel bir rekabet sistemi olan emperyalizmin dinamikleri üzerine inşa edilmiştir.
Trump’ın rolü nedir?
İsrail’in Natanz’a yönelik saldırısının ABD ile İran arasındaki nükleer müzakerelerden önce gerçekleşmiş olması önemlidir.
İran ve ABD 2015 yılında, İran’ın ABD ile ticaret anlaşmaları karşılığında nükleer zenginleştirmesini azaltacağı bir Kapsamlı Ortak Eylem Planı imzaladı.
Ancak 2018’de Netanyahu’nun baskısıyla Trump’ın ilk başkanlığı bu anlaşmayı bozdu.
Trump, ABD emperyalizminin başlıca rakibi olan Çin’e odaklanmak istediği için bu anlaşmayı geri getirmeye çalışıyordu.
Çin, ABD’nin zayıflığının bir işareti olarak 2023’te Suudi Arabistan-İran barış anlaşmasına aracılık etti.
Trump’ın Orta Doğu’yu ziyaret etmesinin nedeni ABD’nin Körfez ülkeleri ve yeni Suriye rejimi ile ilişkilerini güçlendirmek istemesi.
Netanyahu, Trump turunda İsrail’i ziyaret etmediğinde kendisini küçümsenmiş hissetti ve ABD Başkanı’nın Orta Doğu vizyonunda gerilemekten korktu. Netanyahu Trump’ın İsrail’in bölgedeki rakiplerini güçlendirmesini istemiyordu.
İsrail’in İran’a saldırması İran’ın görüşmelerden çekilmesi anlamına geliyor. Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi İsrail’in “vahşeti” karşısında görüşmelere devam etmenin “haksız” olacağını söyledi.
Trump daha önce İran’a yönelik bir saldırıda İsrail’e katılma fikrini ortaya atmıştı. Ancak şimdi İran’ı bir anlaşmaya zorlamak için savaş tehdidini bir pazarlık kozu olarak kullanıyor.
Trump’ın takla atması, ABD’nin “hegemonya” kriziyle, yani kendi istediğini tartışmasız elde etme becerisiyle başa çıkmaya çalışmasından kaynaklanıyor.
ABD emperyalizmi daha zayıf ve daha gergin ve Çin daha güçlü bir rakip olarak ortaya çıktı.
Çin Arap devletleriyle ilişkilerini güçlendirdi. Körfez petrolünün önemli bir ithalatçısı, İran da dahil olmak üzere çeşitli rejimlerle stratejik ortaklıkları var ve Kuşak ve Yol Girişimi aracılığıyla büyük bir yatırımcı.
Trump, Çin ile rekabet edebilmek için ABD’nin nüfuzunu arttırma konusunda çaresiz.
Bunun daha geniş etkileri nelerdir?
ABD iki arada bir derede kalmış durumda: bekçi devleti İsrail’i destekleyecek ama bölgesel bir savaştan da kaçınmak istiyor.
ABD emperyalizmi halihazırda Orta Doğu, Ukrayna, Asya ve Pasifik’te birçok cepheye yayılmış durumda.
Ancak emperyalist rekabetin mantığı savaş çıkabileceği anlamına geliyor ve bunun çok kapsamlı sonuçları olacaktır.
Birincisi, Orta Doğu ve Filistin halkı için daha fazla ölüm ve yıkım anlamına gelecektir.
İkincisi, küresel ekonomiye şok dalgaları gönderecektir.
Petrol fiyatları şimdiden yüzde 13’e varan oranlarda yükseldi. İsrail şu anda İran petrol sahalarını hedef aldığı için bu durum daha da kötüleşecektir.
Net enerji ihracatçısı olarak ABD petrolü kontrol etmek istiyor çünkü Çin büyük ölçüde Körfez petrolüne bağımlı.
Ancak Trump’ın gümrük vergisi savaşları, ekonomik şokların gerileyen bir emperyalist güç için faydalı olmadığını gösteriyor.
Dolayısıyla İsrail’in petrol sahalarına yönelik saldırıları İran ve Çin’e zarar verse de, küresel ekonomi üzerindeki etkileri nedeniyle ABD’nin altını oymaya devam ediyor.
Ve petrol fiyatlarındaki bir artış, Trump’ın Ukrayna savaşı konusunda ABD ile müzakerelerde istediğini yapmayı reddettiği bir dönemde Rusya’ya fayda sağlayacaktır.
Bu durum Filistin’i nasıl etkiler?
Filistin hareketindeki pek çok kişi için İran, Batı emperyalizmine karşı “direniş ekseninin” bir parçası.
Ancak Filistin mücadelesinin tarihi, bölgesel güçlere bel bağlamanın kurtuluşa yol açmayacağını gösteriyor.
İran rejimi, Batı destekli Şah’ı deviren 1979 devriminden sonra iktidara geldi.
İran, İslam’ın Şii versiyonunu takip eden muhafazakar bir din adamının hakim olduğu bir yönetici sınıfa sahip kapitalist bir devlettir.
Küçük bir emperyalist güç olmasına rağmen, bölgedeki en büyük güç olmak için çabalıyor.
İran rejimi, başta 2022’deki Kadın, Yaşam, Özgürlük hareketi olmak üzere halk isyanı dalgalarıyla karşı karşıya kaldı.
Ancak rejim bu hareketi bastırdı ve toplumsal hareketlere ve işçi sınıfı örgütlenmesine karşı çıkma konusunda bir geçmişe sahip.
Kendisini Filistin’i destekleyen bir güç olarak gösteriyor ama bunu sadece kendi nüfuzunu güçlendirebildiği sürece yapıyor.
İran, 2011’deki Arap Baharı sırasında Esad’ın Suriye rejimini destekledi ve Hizbullah’ı Suriye diktatörü adına müdahaleye çekti.
İran, Suriye’de devrimin kana bulanmasına yardımcı oldu. Esad’ın düşüşü ve İsrail’in Lübnan’ı işgali İran’ın konumunu zayıflattı ama Filistin’in kurtuluşu için İran’a güvenilememesinin nedeni bu değil.
Asıl neden İran’ın bölgesel hakimiyet için yarışıyor olmasıdır. Filistin’le dayanışma içinde ama müdahale ederse bölgeye hakim olma çıkarlarını baltalayacak bir muhalefetle karşılaşacağını biliyor.
İran’ın İsrail’e misilleme yapma hakkı vardır ve İsrail’in İran halkına yönelik acımasız saldırısına karşı çıkmalıyız.
Ancak Filistinlilerin özgürlüğünü gerçekten kazanmak için emperyalizmle mücadele etmeliyiz. Bu da sadece İsrail’e değil, bölgedeki egemen sınıflara ve devletlere de meydan okuyan bölge çapında kitlesel bir hareket gerektiriyor.
İran, çıkarlarına uygun olduğunda İsrail terörünün finansörü ABD ile anlaşmalar yapmaktan mutluluk duymaktadır.
2011’deki Arap Baharı devrimleri, kitlesel direnişin bölge yöneticilerine ve emperyalizme meydan okuma ve İsrail’i izole etme gücünü gösterdi.
Batı’da ise görevimiz İsrail’e yapılan tüm silah satışlarının durdurulması için baskıyı arttırmaktır.
Arthur Townend
(Socialist Worker’dan DeepL yardımıyla çevrildi.)
