Beşinci yılına giren Ukrayna savaşı, Avrupa siyasetini işçi sınıfı için zararlı bir şekilde şekillendiriyor. Ortadoğu’da devam eden savaş değil, işte bu savaş, Avrupa liderlerinin kafasını meşgul ediyor; bu liderler, yeniden silahlanma çabalarını tüm kıtaya yönelik sözde bir Rus tehdidinin tehlikesine odaklarken, kendi ülkelerinde sosyal kesintiler yapıyor ve çalışma koşullarını kötüleştiriyorlar.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Rusya ile savaşa odaklanan yeni bir silahlanma ekonomisinin masraflarını karşılamak için daha uzun bir çalışma haftası uygulamak istiyor. Avrupa’da Ukrayna savaşı ile artan silahlanma harcamaları birbiriyle bağlantılıdır ve bunlar aynı zamanda bize yönelik yeni saldırılarla da bağlantılıdır. Muhafazakar Parti, konut yardımı kesintileri ve yardımlarda iki çocuk sınırının yeniden getirilmesi – yüz binlerce çocuğu yoksulluğa itecek özellikle acımasız bir politika – ile birlikte silahlanmaya daha da fazla harcama yapılmasını talep ediyor.
Bu ikisi arasındaki bağlantıyı anlamamız hayati önem taşıyor. İşte bu nedenle, hem Ukrayna’daki hem de Rusya’daki işçileri önemsiyorsak, her iki tarafta da büyük askeri kayıplara yol açan ve insansız hava araçları ile roket saldırılarında giderek daha fazla sivili hedef alan bir savaşı sürdürmek yerine, ateşkes ve müzakereler için mücadele etmeliyiz.
Her sendikacının savaştan acı çekenlere destek vermesi, dayanışma ve insani yardım göstermesi ve mültecileri kucaklaması doğrudur. Ancak hükümetimizin Ukrayna’ya verdiği destek, gerçekte NATO ile Rusya arasında süren bir vekalet savaşıyla tamamen bağlantılıdır.
Starmer hükümetinin politikası, Rusya’yı yenmek için savaşı finanse etmek ve genişletmek için elinden gelen her şeyi yapmaktı. Andy Burnham bu politikayı sürdürüyor. İlk yurt dışı ziyareti Kiev’e oldu ve Zelenskiy’ye silah geliştirme planları sunuyor. Silah sevkiyatlarını düzenli olarak artırmanın yanı sıra, İngiltere artık Rusya sınırları içindeki ve Rus hedeflerine yönelik Ukrayna hava saldırılarına doğrudan dahil olmuş durumda. Bu da İngiltere’yi Rusya ile açık bir savaşa sürükleyerek doğrudan etkiliyor, Kremlin de buna karşılık vereceği tehdidinde bulunuyor. Rusya sınırları içindeki derin saldırılar, NATO’nun iş birliği olmadan gerçekleşemezdi.
Gerçek şu ki, çatışma artık Birinci Dünya Savaşı’ndan daha uzun süredir devam ediyor ve hiçbir taraf galip gelemiyor. Her iki tarafın da çeşitli nedenlerle çatışmayı tırmandırmaya karar vermesinin tehlikelerini biliyoruz: Savaş alanının genişlemesi ve nükleer silahların devreye girmesi dahil olmak üzere korkunç sonuçlar. Mevcut savaşların birleşerek Üçüncü Dünya Savaşı’na dönüşme tehlikesi son derece gerçektir.
Savaş, hem yurt içinde hem de yurt dışında giderek daha fazla tepki görüyor. Lord Ashcroft tarafından mayıs ayında yapılan bir ankete göre, İngiliz halkı Ukrayna savaşına diplomatik bir çözüm bulunmasını dörtte birden fazla bir farkla destekliyor. Ayrıca Ukraynalıların neredeyse dörtte üçü, Ukrayna ve Rusya’nın diplomatik temsilcileri arasında doğrudan müzakerelerin başlamasını tercih ettiklerini belirtirken, yalnızca yüzde 20’si Rusya ordusu yenilgiye uğratılana kadar savaşmaya devam edilmesini tercih ediyor. Geçen yıl eylül ayında Kiev Uluslararası Sosyoloji Enstitüsü (KIIS) tarafından yapılan bir ankete göre, Ukraynalıların yaklaşık yüzde 74’ü, mevcut cephe hattı boyunca çatışmaları donduran ve Batı’nın güvenlik garantileriyle desteklenen bir barış anlaşmasını kabul edeceğini belirtti.
İşçi sınıfı, bu savaşları ya da bunların arkasındaki emperyalist güçleri desteklemekle hiç ilgilenmiyor. İşte bu nedenle, “Stop the War” (Savaşı Durdurun) hareketi ile bir dizi büyük sendikanın “Savaş değil refah, silah değil ücret” sloganıyla yürüttüğü kampanya son derece önemlidir.
Ancak bu tutumu, söz konusu sendikaların çoğunun izlediği Ukrayna yanlısı politikalarla ya da askeri harcamalarda önemli artışlar talep etmeye devam edenlerle bağdaştırmak zordur. Burnham, kendi ülkelerindeki üyelerini olumsuz etkileyecek olan Starmer’ın yeniden silahlanma politikasını izlemektedir.
Ukrayna’da yaşananlara ilişkin de dikkat çekici bir sessizlik hakim. Hükümet ve iktidar çevresi açıkça yolsuzlukla dolu. Savaşın gidişatı konusunda en üst kademede bölünmeler ve istifalar yaşandı; eski savunma bakanı, savaş sırasında askıya alınmış olan seçimlerin yapılmasını talep etti. Erkeklerin sokaklarda yakalanarak, ölüm veya yaralanma olasılığının çok yüksek olduğu bir savaşa katılmaya zorlandığı zorunlu askerlik uygulamasına karşı muhalefet giderek artıyor.
Sendika karşıtı yasalar, bağımsız sendikaları fiilen yasaklamıştır. Yalnızca, savaşın devamına karşı çıkmak ya da müzakere yoluyla bir barış anlaşmasını desteklemek yerine, Zelenskiy’yi desteklemek için sesini yükseltmeye hazır olan liderlere sahip sendikalar hâlâ faaliyet gösteriyor.
Ukrayna’daki işçilerle, tıpkı tüm emekçi kesimlerle olduğu gibi, dayanışma her savaşta mutlak bir gerekliliktir; çünkü en ağır bedeli ödeyenler onlardır. Bu, savaşı sona erdirmemiz gerektiği anlamına gelir. Savaşın her iki tarafındaki işçilerin bu savaşta ödediği devasa bedeli kabul etmeliyiz. Ukraynalıların ve Rusların çoğunluğu katliamı durdurmak için bir tür müzakere yoluyla barış istiyorsa, sendikacılar da bunu istemelidir.
Mevcut savaş çığırtkanlığına ideolojik ve pratik olarak karşı koymak istiyorsak, politikayı doğru bir şekilde ele almak önemlidir. Afganistan ve Irak savaşlarına karşı çıkmak üzere “Savaşı Durdur Koalisyonu”nu kurduğumuz 11 Eylül olaylarının üzerinden 25 yıl geçti. Taliban’a ve Saddam Hüseyin’e karşı çıktık, ancak asıl düşmanımızın kendi ülkemizde olduğunu çok net bir şekilde belirttik; hem bizim hem de ABD hükümetinin rejim değişikliği sağlamak amacıyla yapacağı herhangi bir müdahalenin tehlikesini fark ettik.
Sağdaki muhalifler bizi “uzlaşma” ile suçladı. Kendi egemen sınıfımıza karşı çıkmak, onun düşmanlarını desteklemek anlamına gelmez. Baskı ve hapis cezalarını eleştirmeyi reddetmiyoruz — tıpkı yakın zamanda Ukraynalı savaş karşıtı aktivist Bogdan Syrotiuk’un serbest bırakılmasını talep ettiğimiz gibi, Boris Kagarlitsky ve diğer tüm Rus savaş karşıtı tutukluların derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılmasını talep ettik. Ancak bu, savaş karşıtı aktivistlerin ilk görevinin kendi hükümetlerine karşı çıkmak olduğunu ve hem buradaki hem de yurtdışındaki emekçilerin asıl düşmanının hâlâ kendi ülkemizde olduğunu kabul etmek anlamına gelir.
Hükümet, katliama son verecek bir ateşkes için her türlü fırsatı reddedip Ukrayna’ya silah akıtma geleneğini sürdürürken, bir yandan da militarizm için giderek daha büyük meblağlar talep ederken, bunu yapmak her zamankinden daha hayati önem taşıyor.
Lindsey German – Stop the War Koalisyonu’nun ulusal koordinatörü.
Morning Star’dan çeviren: Sarya Tunç
