Fon krizi ve AKP

Ahmet Hakan ilk günlerde “AK Partililer bu olayda iyi bir sınav verdi” derken işlerin buraya geleceğini muhtemelen tahmin etmiyordu.

Zira konu “asrın soygunu” olarak adlandırılacak bir duruma geldi ve AKP’nin içi de bu konuda karışmış durumda.

Fatma Betül Sayan Kaya görevlerinden istifa etti ve “whatsapp gruplarından çıkartıldı”.

Vurgunda 163 milyon TL’lik hisse alıp 2 milyar 170 milyon TL vuran birisi için fazla önemli yaptırımlar gibi durmuyor. Muhaliflerin en ufak bir olayda evlerinin basıldığı, polis operasyonu görüntülerinin servis edildiği bir ortamda, henüz ifadeye bile çağrılmadı.

Bir yandan Kaya’nın tek kusurlu olayının bu olmadığı, bakanlığı boyunca özel kalemlerini iki haftada bir değiştirerek birilerine KPSS’ye girmeden memur olma olanağı sağladığı ortaya çıktı. Bu durum aslında AKP’lilerin kayıtlara geçen ve hiçbir zaman hesabını vermeyeceklerini düşündüğü birçok durum olduğunu ortaya çıkartıyor.

Diğer yandan, Kaya’dan hukuk önünde hesap sorulmaya başlandığı bir durumda konunun nerelere gideceği meçhul.

Hayati Yazıcı’nın oğlu Mustafa Yazıcı’nın fonlarda 12 milyar liralık işlem yaptığı iddia ediliyor. Nihat Zeybekçi’nin 250 milyon lirası “içeride kalmış” ve kendisi “mağdur olmuş”.

Fecir Alptekin, Bülent Aksu, Kerem Alkin, Abdülkadir Özkan, Ertan Aydın, Erdin Özel, Muhammed Yarız… Fon işinde adı geçen AKP’lilerin listesi say say bitmez. İşlerin üstü kapatılamazsa ahtapotun bütün kollarının teşhir olması gibi büyük bir risk bulunuyor.

Muhaliflerin elindeki belediyeleri kanıt olmaksızın sürekli yolsuzlukla suçlayan, bunlara yargı müdahaleleriyle el koyan bir iktidar için bu durumun yolun sonu anlamına gelmesi ihtimali var.

Bu kaosun içinde AKP milletvekili Serkan Bayram dayanamadı ve patladı: “Kimse kusura bakmasın. Herkes bedelini ödesin. Artık içim acıyor.”

Bayram sadece fonlardaki vurgunu değil, seçimlerde kaybedilen belediyelerin halkın iradesi gasbedilerek AKP’ye geçirilmesini de eleştirdi. Elbette “görevinden affını istemek” zorunda kaldı.

AKP’li Bülent Arınç 800 milyar TL’lik bir kayıptan bahsederek fon konusunda gerekli müdahalelerin yapılmadığını söyledi ve böyle giderse seçimlerin kaybedilebileceği konusunda hükümeti uyardı.

Şamil Tayyar, operasyonu komplo teorileriyle açıklamaya çalışan AKP’lilere karşı çıktı ve “Her şey gözümüzün önünde oldu, vurgun mahallindekiler bizim çocuklardı” dedi.

Erdoğan ve diğer üst düzey AKP’lilerden ise sürekli “hesap sorulacağı” iddiası geliyor. Ancak Fatma Betül Sayan Kaya’nın ifadeye bile çağrılmamış olması, başkalarının mal varlıklarını dondurma hamlelerinin geri aldırılması, bunun gerçek bir hesaplaşma niyetinden ziyade sınırlı bir yargılamayla konunun kapatılmak istendiğini gösteriyor.

Öte yandan, cumhurbaşkanının konudan haberi olmadığı ve duyunca hemen harekete geçilmesini istediği gibi iddialar da fazla gerçekçi gelmiyor.

Mehmet Şimşek hem bir yıl önce hem bir ay önce konuyla ilgili açıklamalar yapmış. Akın Gürlek finans piyasasındaki tuhaf dalgalanmaları SPK’ya sormuş. Bunların cumhurbaşkanına bilgi vermemiş olması mümkün mü?

Üstelik konu ilk gündeme geldiğinde Fatma Betül Sayan Kaya’nın bu işin içinde olduğu biliniyordu. Erdoğan ile ABD’ye gitti, Birleşmiş Milletler delegasyonunda yer aldı. Kaya’nın istifasına giden süreç YENİ Parti sözcüsü Zeynel Emre’nin konuyu teşhir etmesiyle başladı.

Üstelik şu an, hisseler kapalı devre iken buradan vurgun yapan 159 kişinin ismi biliniyor. Buna rağmen kamuoyuna netçe bilgi verilmiyor.

Fon krizindeki manzara, AKP iktidarında gelinen durumun özetini sunuyor.

Burada yapılan usulsüzlükler bir kenara, bu vurgun için harcanan paraların nasıl kazanıldığıyla ilgili soru da masada duruyor. İstisnasız tüm AKP’lilerin bu hızlı zenginleşmesi hangi dinamiklere dayanarak gerçekleşti? Bunları daha sonra öğreneceğiz.

Hukukun paramparça edildiği, komedyen Deniz Göktaş ile 17 yaşındaki bir gencin hayatını kaybettiği trafik kazasında asli kusurlu bulunan bir AKP’linin kızının aynı süre hapis yattığı, LGBTİ+ların var oluşuna yönelik saldırıların gerçekleştirildiği, kadınların nafaka hakkının gasbedilmek istendiği, yerel seçim sonuçlarının birtakım hukuksuz operasyonlarla yok sayıldığı bir dönemden geçiyoruz.

AKP her şeye gücünün yettiğini topluma dikte etmek istiyor. Akıl dışı hukuki operasyonlar iktidarın gücünden değil güçsüzlüğünden geliyor.

Dolayısıyla bu operasyonlar karşısında umutsuzluk duygusuna kapılan herkesle dayanışarak, birleşik bir muhalefet için dayanışmamızı güçlendirme çabalarını sürdürmek zorundayız.

Zira AKP artık toplumun çoğunluğunun desteğini alan bir parti değil. Bütün bu kaotik ortam, 2024’teki yerel seçimlerin sonuçlarını kabullenememesinden ileri geliyor. Toplumun çoğunluğunun AKP’yi desteklememesinin yol açacağı sonuçları seçimler yapıldığında göreceğiz.

Ancak sadece seçimleri bekleyen bir izleme hâli bizi doğru sonuçlara götürmez. Farklı iş yerlerinde direnen işçiler, varoluşları için mücadele eden LGBTİ+lar, barış talep eden Kürtler, sürekli sokaklarda olan kadınlar, COP31 karşıtı gösterilere hazırlananlar, mültecilerle dayanışanlar, belediyelere operasyonlara karşı çıkanlar… AKP’ye karşı olan geniş kesimleri demokratik talepler etrafında birleştirmeliyiz. Bunun yolu da ancak irili ufaklı mücadelelerin birleşeceği kanalları inşa etme çabasıyla olur.

Her şeyi yapacağını iddia eden güç sahipleri, karşılarında böyle bir kitle bulmalı. Tüm haksızlıkları ve bu şiddetli gidişatı durdurmak için bu dinamiği yaratmaya çalışmaya devam edeceğiz.

Yazar

You May Also Like

Kira krizi derinleşiyor

Ekonomik kriz, konut kiralarını fahiş seviyelere çıkarırken, birçok kiracı açısından mahkemeye taşınan kira davaları da sonuçlanmaya başladı. Tahliye…

Bir teşekkür yazısı

Aslında, AKP’ye teşekkür borçluyuz. Yanlış bir hesap yaptılar, masadaki kartları, yani ülkenin durumunu doğru okuyamadılar. CHP hakkındaki asırlık…