Çözüm: Tüm halkların eşit yaşadıkları Özgür Filistin

Bugün 7 Ekim’in yıldönümü, Aksa Tufanı’nın üzerinden 365 gün geçti. Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre Gazze’de 41 binden fazla Filistinli öldürüldü, 902 aile komple nüfustan silindi. Filistin’de bir yılda yaklaşık 1,9 milyon kişi Gazze Şeridi’ndeki saldırılar nedeniyle yerinden edildi. Gazze’de şehirler yol edildi, yaşanmaz hâle geldi. Lübnan’da İsrail ordusunun son bir yılda düzenlediği saldırılarda 3 binden fazla bina bombalandı, 2 bin 11 kişi öldü, 9 bin 535 kişi yaralandı.

Büyük bir soykırıma, büyük bir acıya tanıklık etmek zorunda bırakılıyoruz.

2006’da İsrail’in saldırısına karşı Hizbullah’ın direnişinin son günlerinde, Avrupa savaş karşıtı aktivistler heyeti olarak Lübnan’a gitmiştik. Beyrut’ta yıkılan mahalleleri, Lübnan’da çukura dönüşen köyleri görmüştük. O yıkımı tarif etmem mümkün değil. O günlerde katıldığım bir panelde, karşılaştığımız yıkımı kelimelere dökmenin çok zor olduğunu söylemiştim.[1] Şimdi daha büyük bir yıkım var. Ölen ve yaralananların sayısı ikiye katlanmış durumda. Bir milyon iki yüz bin kişi evini, 300 bin kişi Lübnan’ı terk etti.

O zaman direnişçi güçlerle de sohbet etmiştik. Azimlerine, kararlılıklarına hayran kalmıştık. Tabii sadece biz hayran kalmamıştık. The Economist’in başlığı “Nasrallah wins the war-Nasrallah savaşı kazanıyor[2]” idi. Yazıda “Hasan Nasrallah ve Ehud Olmert kazandıklarını söylüyorlar. Ancak asimetrik savaşta zafer testi de asimetriktir. İsrail başbakanı, Hizbullah’ın Lübnan’daki gücünü tamamen yok etmek gibi absürd bir hedef belirledi ve bunu başaramadı. Daha zeki olan Bay Nasrallah zaferin sadece hayatta kalmaktan ibaret olacağını söyledi ve Hizbullah ne kadar hırpalanmış olsa da hayatta kaldı. Son gün sadece ayakta kalmakla kalmadı, aynı zamanda İsrail’e 246 roket atarak rekor kırdı.”

18 yıl sonra İsrail tekrar Lübnan’ı yıkmaya, topraklarını ele geçirmeye çalışıyor. Bir önceki yazımda Netanyahu’nun savaş bahanesi olarak öne sürdüğü “Hamas ve Hizbullah’ı yok etme” hedefinin gerçekleşmeyeceğini yazmıştım[3]. Bunu bir kere daha tekrarlamak istiyorum. Filistin özgürlük mücadelesi eşit ve adil koşullarda sonuçlanmadan, emperyalist güçlerin Ortadoğu’daki işgalleri bitmeden bu hareketlerin sonlanması mümkün değil.

Ülkeleri işgal etme, sivilleri öldürme, şehirleri bombalama, insanları sığınmacı yapma politikası 2000’lerin başından beri “güvenlikçi” politikalar ile yönetilen emperyalist ülkeler arasında yaygınlaştı. Amerika’nın Afganistan, Irak işgalinin sonuçları bu politikaların iflasını gösteriyor. Gene de büyük emperyalist güçleri taklit etmeye çalışan İsrail gibi altemperyalist ülkeler bu işgal çabalarından vazgeçmiyorlar.

Amerika nasıl Irak ve Afganistan’da yenildiyse, İsrail de Gazze ve Lübnan’da yenilecek

Kısa vadede İsrail bu savaşın galibi gibi gözükse de pek çok yazarın, aktivistin söylediği gibi “Siyonist devletin” sonu gelmek üzere. 

Filistinli akademisyen Ghada Karmi, kendisi ile yapılan röportajda “Siyonizmin bölgemizde geleceği yok[4] derken, bunu anlatıyor. Gazze halkının, Batı Şeria’da yaşayanların, Lübnan’da savaştan kaçanların acısını, korkusunu hissetmemek mümkün değil. Bu yüzden milyonlarca savaş karşıtı aktivist, Filistin dostları Amerika’dan Avustralya’ya defalarca gösteriler düzenledi. Geçtiğimiz hafta sonu yüzbinlerce insan dünyanın pek çok şehrinde sokağa çıktı ve devletlerinin iki yüzlülüğünü teşhir etti[5]. Milyonlarca insan İsrail’in yaşattığı vahşeti gördü. Sözde demokrasi beşiği olan işgalci devletin; insanları, sivilleri, çocukları, BM çalışanlarını, Ayşenur Ezgi Eygi gibi pek çok yabancı aktivisti, gazetecileri, doktorları öldürdüğünü canlı yayınlarda izledi. Kendi devletlerinin medyada İsrail’i kınarken ticari ve askeri hiçbir anlaşmayı iptal etmediklerini gördü. BM’lerde onlarca ateşkes çağrısının Güvenlik Konseyinden geçmediğini izledi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra anlatılan barışı koruyan NATO, BM ve daha pek çok uluslararası kuruluşun bu soykırımı, katliamı, vahşeti durduramadıklarını veya durdurmadıklarını anladı. O yüzden milyonlarca insan sokaklara çıktı, okul kampüslerini işgal etti, limanlarda silah sevkiyatını durdurdu, boykot kampanyaları yaptı. Tabi ki devletler boş durmuyorlar bu gösterilere hunharca saldıranlar, eylemleri yasaklayanlar, göstericileri tutuklamaya çalışanlar oldu, ama gösterilerin çapı büyük olduğu için başarılı olamadılar.

Bu protestolar dünyada İsrail devletine farklı bakan yeni bir kuşak yarattı. Tarık Ali bir röportajda “Yeni nesil, İsrail’in ABD desteğiyle Filistin’e saldırı başlattığını anlıyor. İsrail’in ne olduğunu görüyor. Bu, aralarında İsrail’in sömürgeci bir yerleşimci devlet olduğunu gören çok sayıda genç Yahudi’nin de bulunduğu yeni nesil için çok önemli” dedi[6].  

Filistin’de, Lübnan’da, Ortadoğu’da yaşanan vahşetin asıl sorumlusunun İsrail ve onu destekleyen emperyalist güçler olduğu çok iyi biliniyor. Ortadoğu’da yıllardır devam eden emperyalist müdahalelerin yarattığı yıkımı görmemek mümkün değil. Savaş çığırtkanlarının söylediklerinin tersine emperyalistler saldırdıkça, Ortadoğu’yu kan gölüne çevirdikçe, direniş hareketlerine destek artıyor.

İran’ın dini lideri Hamaney’in dört yıl aradan sonra ilk kez geçen Cuma namaz kıldırıp hutbe verdiği caminin dışında büyük kalabalık toplandı. Daha geçen sene büyük protestolarla yönetime karşı çıkanlar, şimdi Amerikan emperyalizmine ve İsrail’in siyonizmine karşı bir araya gelmeye başlıyorlar. Amerika’nın 21 yıl sonra Afganistan’dan çekildiğinde, yönetimi Taliban’ın devraldığını unutmamak lazım.

Emperyalist ülkeler, “Güvenlikçi politikalar” maskesi altında dünyayı kana bulamaya, vekâlet savaşları ile kendi ulaşamadıkları yerlerde kendilerine bağımlı devletlerin saldırılarını askeri olarak destekledikleri sürece, dünya çok daha güvensiz bir yer haline geliyor.

Amerika ve yandaşlarının Ortadoğu’daki bekçisi olan İsrail’in siyonist varlığı Ortadoğu’da ciddi bir tehdittir. Ghada Karmi’nin dediği gibi: “Bu işgal, Yahudilerin Filistinlilerin ülkesini ele geçirme ve kendi ülkeleri hâline getirme hakkına sahip olduğu şeklindeki çok uzun süredir devam eden bir fikre, Siyonist fikre dayanıyor.”

İsrail, 1948’den beri Filistinlilerin topraklarını işgal eden, yerli halkları süren ve direnenleri öldürme siyasetine dayanan bir devlettir.

Nekbe’nin 76’ncı yılı münasebetiyle yayımlanan rapora göre, 1948’den bu yana yaklaşık 134 bin Filistinli ve Arap öldürüldü. Arap ülkelerine göç etmek zorunda kalan ve buralarda yaşamına devam eden Filistinlilerin sayısının 6 milyon 560 bin olduğuna yer verilen raporda, diğer ülkelerde yaşayan Filistinli sayısının da 772 bin olduğu kaydedildi. Filistin Merkezi İstatistik Kurumunun verilerine göre, Filistin halkının 3,3 milyonu Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te, 2,3 milyonu Gazze Şeridi’nde, 1,8 milyonu İsrail sınırları içinde yaşıyor. Yani diğer ülkelerde yaşayanlar da dahil edildiğinde dünyada 15 milyona yakın Filistinli yaşıyor.

Tarihi Filistin topraklarındaki mevcut nüfusun yüzde 49’unu (7,4 milyon) Filistinliler oluştururken, Yahudiler yüzde 51’ini (7,7 milyon) oluşturuyor. Ancak İsrail devleti, tarihi Filistin topraklarının yüzde 85’ini elinde tutuyor. İşgal altındaki Batı Şeria’da İsrail’in askeri üs ve yerleşim birimi olarak işgal ettiği yerlerin sayısının 483’e ulaştığı vurgulanan raporda, Batı Şeria’da yaşayan yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin sayısının ise 2022 yılı sonu itibariyle 745 bin 467 olduğu ifade ediliyor.

Bu rapor neden iki devlet çözümün mümkün olmadığını anlatıyor. 7,3 milyon insanın sürgünde yaşamak zorunda kaldığı, kalan 7,4 milyonun küçücük bir alana sıkıştığı bir Filistin devleti bu sorunu çözmeyecektir. İran gibi gelişmiş askeri güçlere bile aman vermeyen bir siyonist devletin, yanı başında kurulmaya çalışan bir devlete neler yapabileceğini yıllardır seyretmek zorunda kalıyoruz. Netanyahu defalarca ABD’nin iki devletli çözüm girişimlerinin İsrail’in güvenliğini tehlikeye attığını söyledi.

Filistinli akademisyen Ghada Karmi’nin söylediği gibi çözüm tüm halkların eşit olarak yaşayabildikleri özgür Filistin ile mümkündür: “Başka bir deyişle, görmek istediğim gelecek, eşit vatandaşlığa, eşit haklara sahip olduğunuz, insanların demokratik bir şekilde temsil edildiği, demokratik bir çerçevede birlikte yaşayan iki halktır. Kimsenin kimseye üstünlük taslamadığı ve kimsenin bu benimdir, senin değildir gibi bir ideolojiyle dolaşmadığı bir gelecek. İşte benim görmek istediğim gelecek budur.”

Filistin dostlarının, emperyalizm karşıtlarının, Ortadoğu’da savaş değil barış görmek isteyenlerin de dileği budur: Nehirden Denize Özgür Filistin.

Ortadoğu’ya barışı Arap baharında diktatörlüklere karşı mücadele eden Ortadoğu halkları getirecektir. Tüm emperyalist güçlerin askeri üsleri, askeri gemileri ve silahları ile Ortadoğu’dan çekilmesini istiyoruz. Hiçbir emperyalist ülkenin müdahalesi olmadan Ortadoğu halklarının kendi geleceklerini belirleyebilecekleri bir mücadele sürecine ihtiyaç var. Joseph Choonara’nın son yazısında kullandığı, hepimizin özlemini çektiği İngiltere’deki “modicum of revolutionary élan- bir nebze devrimci heyecanı[7]” tüm direnenlere iyi gelecektir. Zafer direnen halkların olacaktır.

Yıldız Önen


[1] https://bianet.org/haber/utku-ve-onen-ilk-elden-lubnan-tanikliklari-84233

[2] https://www.economist.com/leaders/2006/08/17/nasrallah-wins-the-war

[3] https://enternasyonaldayanisma.org/2024/09/28/yeni-ortadogu-duzeni-yildiz-onen/

[4] https://enternasyonaldayanisma.org/2024/10/06/ghada-karmi-ile-roportaj-siyonizmin-bolgemizde-gelecegi-yok/

[5] https://enternasyonaldayanisma.org/2024/10/06/dunyanin-dort-bir-yaninda-filistinle-dayanisma-eylemleri/

[6] https://enternasyonaldayanisma.org/2024/10/03/tarik-ali-yeni-nesil-israilin-ne-oldugunu-anliyor/

[7] https://isj.org.uk/confronting-far-right/

Yazar

You May Also Like

Kira krizi derinleşiyor

Ekonomik kriz, konut kiralarını fahiş seviyelere çıkarırken, birçok kiracı açısından mahkemeye taşınan kira davaları da sonuçlanmaya başladı. Tahliye…

Neden Enternasyonal Dayanışma?

İktidarın kanatları arasında mafyatik çeteler üzerinden başlayan güç savaşları (Sinan Ateş cinayeti, Ayhan Bora Kaplan operasyonu, emniyet-adliye içi…