Gazze’den sesler: “Paramparça olmuş evimize dönmeye zorlandık”

İsrail ne zaman tahliye emri çıkarsa, bu bana kendi yerimden edilişimi hatırlatıyor.

İsrail’in ailemi evimizi terk etmeye nasıl zorladığını canlı bir şekilde hatırlıyorum. Bize veda etme şansı bile verilmemişti.

Mevcut savaşın başlangıcından bu yana İsrail bazı bölgelerin güvenli olduğunu, bazılarının ise olmadığını iddia ediyor.

Uzun zamandır herkes Gazze’de güvenli bölge diye bir şey olmadığını biliyor. Nerede yaşarsanız yaşayın ya da nereye sığınmış olursanız olun hedefsiniz.

Yerinden edilmiş insanların koşullarına, aşırı kalabalık sokaklara, evlerden ya da çadırlardan aceleyle toplanan eşyalarla dolu araçlara ilk elden tanık oldum.

Yerinden edilen herkes, geri dönüp getirmeyi unuttukları eşyaları toplama ihtimalinin olmadığını bilir.

Gazze şehrinin bir mahallesi olan el-Rimal’deki evimden kaçarken hiçbir şekilde hazırlıklı değildim. İsrail askerleri tanklarla çevreyi işgal ettiği için ayrılmak zorunda kaldım.

Tek yapabildiğim kendim ve çocuklarım için kıyafet almaktı.

Sonra da bir okula sığınana kadar sokaklarda koşuşturduk.

Daha önce İngilizce öğretmeni olarak çalışmıştım. Ders vermek için okullara girmeye alışkınım.

Bu kez tamamen farklı bir nedenle bir okula giriyordum: hayatta kalmaya çalışmak.

Bir okulda yaşamak dayanılmazdı. Suyumuz ve hatta oturacak yerimiz bile yoktu.

Çocuklarım için tamamen uygunsuzdu.

Ölüm yolu

Evimize dönme umudu azalınca Gazze’den ayrılmaya karar verdim. Ailemin Gazze’nin merkezindeki Nuseirat mülteci kampında bir evi var.

17 Kasım’da – İsrail güçleri Gazze şehrine yönelik şiddetini yoğunlaştırırken – Salah al-Din yolundan kaçtık.

Bu yol İsrail tarafından “insani yardım koridoru” olarak belirlenmişti. Gerçekte ise bir ölüm yoluydu.

Yolculuğumuza sabah 9’da başladık.

Ben 7 yaşındaki çocuğumun elinden tutarak yürüdüm. Kocam da 3 yaşındaki oğlumuzu taşıyordu.

Yol, un çuvalları ve yatak taşıyan insanlarla doluydu. Bazıları ailelerinin yaralı üyelerine yardım ediyordu.

Patlamalar ve silah sesleri havayı dolduruyordu. İsrail tankları kum bariyerlerinin arkasında gizleniyordu.

Kafa karışıklığı ve korku hüküm sürüyordu. Çapraz ateş altında kalacağımızdan ya da izdiham olursa ezileceğimizden endişe ediyorduk.

Yol boyunca ölüm, yıkım ve dehşet sahneleri hayal gücüne meydan okuyordu.

Nuseirat kampına öğleden sonra 3 civarında ulaştık. O zamana kadar o kadar bitkin düşmüştük ki ayakta zor duruyorduk.

Aralık ayında İsrail, Nuseirat ve Bureij mülteci kampları da dahil olmak üzere Gazze’nin orta bölgesini işgal etti.

Evimizin camları şarapnel parçalarıyla kırıldıktan sonra, aklımızda net bir hedef olmadan Gazze’nin en güneydeki şehri Refah’a kaçtık.

Bir günü çadırda geçirdik ama bu sefil koşullara dayanamadım. Sonra Refah’taki akrabalarım bize barınak önerdi.

Sonunda kiralık bir ev bulduk ve iki ay boyunca orada kaldık.

Hiç rahat yoktu. Biz Refah’tayken İsrail defalarca burayı işgal etmekle tehdit etti.

Saldırıya uğrayacağımızdan korkarak, kısmen yıkılmış olmasına rağmen ailemin Nuseirat’taki evine geri döndük.

Nuseirat şimdi daha fazla şiddete maruz kaldı. İsrail’in 8 Haziran’da kampa düzenlediği saldırıda 210’dan fazla Filistinli öldürüldü.

El Rimal’den sökülüp atılmamızın üzerinden aylar geçti.

Hâlâ evime veda etme ya da onun son bir görüntüsünü yakalama fırsatını özlüyorum.

Hiçbir şey kendi evimin rahatlığıyla kıyaslanamaz. Kaldığım her yer bana bu gerçeği hatırlatıyor.

Yerinden edilen herkesle derin bir empati kuruyorum.

Tekrar tekrar yer değiştirmek zorunda kalmak bizi bir kısır döngünün içine hapsediyor. Sonumuzun nereye varacağı konusunda hiçbir fikrimiz yok.

Iman Abo Qamar Gazze’de yaşayan bir yazar ve çevirmen.

(Electronic Intifada web sitesinden DeepL yardımıyla çevrilmiştir.)

Yazar

You May Also Like